JustPaste.it

Ben bir Suriyeliyim ve IŞİD'le Her Gün Savaşıyorum. Bu Tehdidi Yenmek İçin Batı'nın Bombalamadan Fazlasını Yapması Gerek

 

Ahrar-uş Şam örgütü Dış İlişkiler Sorumlusu Labib en-Nahhas tarafından kaleme alınan, 21 Temmuz 2015 tarihinde İngiliz The Telegraph gazetesinde yayınlanan makalenin tam metni.

***

Yaklaşık iki sene önce Avam Kamarası (meclis) Beşar Esed'e karşı askeri müdahele yapılıp yapılmamasına karar vermek için toplandı.  Suriyeli diktatörün muhalif kontrolündeki Şam mahallelerini kimyasal silahla vurmasından bir hafta sonra gerçekleşen oylamanın, bölgede -acı sonuçlarını henüz yeni yeni kavrayabildiğimiz- bir olaylar zincirini başlatacağı kimsenin aklına gelmezdi.

İşçi Partisi lideri Ed Miliband, siyasi çıkarlarının peşine düşerek hükümet tasarısını engelleyecek kadar oyu topladı. Başkan Obama cezalandırcı hava saldırıları fikrinden soğuyarak geri adım attı ve devamı herkesin malumu...

Öyle bir devam oldu ki... 4 milyon Suriyeli mülteci, 8 milyonu ülke içinde yerlerinden oldu ve büyük çoğunluğu Esed'in katil savaş makinesinin elinde olmak üzere 300 bin sivil öldü, bu hikayenin sadece bir bölümü. Oylama sonrasında yaşanan şokun etkisi uzaklardan -ta Moskova'dan- da hissedildi ki; Vladimir Putin Batı'nın kararsız duruşundan istifade ederek Ukrayna'ya yönelik yayılmacı politikalarının peşinden gidebileceğini düşündü

Rakka'da da insanlar farkına vardı. Sözde İslam Devleti (Işid), o zamanlar bugüne oranla yalnızca zayıf bir gölge gibiyken, batının Esed hükümdarlığını engellemede başarısızlığını propagandalarını geliştirmede kullandılar ve bundan yararlanıp büyüdüler: "Batı Esed ile işbirliği içinde ve İranlı Şii destekçileri de bölgedeki bütün Sünni Arapları bozguna uğratıp aşağılamak istiyor".

Westminister'ın (İngiltere'nin Çankaya'sı/Ankara'sı) iç politik mücadelelerini Şam banliyölerinin kızgın ve sarsılmış sakinlerine açıklamakta iyi şanslar...

***

Batının eylemsizliği, Esed'in megalomanlığı, İran'ın emperyalist arzuları, Rusya'nın Soğuk Savaş'ın İntikamı fantazisi ve IŞİD'in zalimliği ve çılgınlığının arasında kalan Suriyelilerin çoğunluğunun devrimdeki yegane hedefleri ise: özgürlük, haysiyet ve daha kaliteli bir hayat... Biz Ahrar-uş Şam ve diğer Silahlı Devrimci Gruplar(SDG) işte bu Suriyeliler için savaşıyoruz. Ayaklandık çünkü başka şansımız yoktu, ya kayıtsız şartsız teslim olacak ya da insanlarımızın özgürlüğü için Esed, İran ve Işid'le savaşacaktık. Biz ikinciyi seçtik.

İsyanın ilk günlerindeki ruh hala varlığını sürdürüyor, ama şunun farkına vardık ki savaş uzadıkça Suriye'den geriye kalanlar her geçen gün azalıyor. Ahrar-uş Şam Esed hükümdarlığının bittiğini, Işid'in her alanda yenildiğini ve Şam'da istikrarlı ve temsil kabiliyeti olan bir hükümetin Suriye'yi barış, uzlaşma ve ekonomik düzelme yoluna soktuğunu görmek istiyor. Suriye'nin çoğunluğunun kimliğine ve yasal siyasi isteklerine saygılı olan aynı zamanda azınlık topluluklarını koruyarak onların ülkenin geleceğinde gerçek ve olumlu bir rol oynamasını sağlayacak bir siyasi sistem görmek istiyoruz. Suriye'nin birliğini ve toprak bütünlüğünü koruduğunu ve Suriye topraklarında yabancı milislerin varlığının sona erdiğini görmek istiyoruz.

 

Bu hayallerimize yalnızca askeri hamlelerle ulaşılamayacağının farkındayız. Aşılması gereken siyasi bir sürece de ihtiyaç olacak ve bunun zor seçimler yapmak anlamına geldiğini biliyoruz. Ancak daha fazla sürüncemede kalamayacak bazı meseleler var: Esed ve katil generallerden oluşan hizbi gitmeli, Suriye Ordusu ve güvenlik güçleri tepeden tırnağa reform geçirmeli. Nükleer anlaşmasına veya Ayetullahlarla Işidle savaş hakkında yapılmış olabilecek gizli anlaşmalara rağmen bütün kalbimizle İran'ın vesayetini veya herhangi bir şekilde ülkemizin ilişkilerine karışmasını da reddediyoruz.

 

Geçtiğimiz günlerde Başbakan David Cameron Suriye'ye silahlı müdahaleye dair hükümet politikasında muhtemel bir değişikliğin sinyalini verdi. İngiltere'nin Irak ve Suriye'de Işid'e karşı savaşta "öne çıkıp daha fazlasını yapması gerektiğini" söyledi. Bu çok güzel ve yerinde. Ahrar-uş Şam olarak İD'e karşı çatışmalarda Ocak 2014'ten beri 700 savaşçımızı kaybettik ve biz ve müttefiklerimiz Halep'te Işid'e karşı 45 km.'lik bir cephe tutuyoruz. Işid tehdidiyle yüzleşmenin nasıl olduğunu biliyoruz. Ancak Cameron, bölgedeki Sünni Arapların çıkarlarını İran'ın ve elemanlarının lehine olacak şekilde küçümsemenin yalnızca Işid'i güçlendireceğinin farkında olmalı.
***:

 

Işid'in yalnızca bir güvenlik ya da askeri tehdit olduğuna inanmıyoruz, çeşitli alanlarda yüzleşilmesi gereken sosyal ve ideolojik bir olgu olduğuna inanıyoruz. Bu, hem Esed'e hem de İslam Devleti'ne ulusal Sünni bir alternatif gerektirmektedir. Ahrar-uş Şam, devrimci sahada derin kökleri olan ana-akım Sünni İslamcı bir grup olarak bu alternatifi oluşturuyor.
Ancak batılı liberal standartlara uyan "mükemmel" bir Sünni alternatif bekleyenler elbette hayal kırıklığına uğrayacak. Hepimizin şimdiye kadar öğrenmiş olması gerekir ki; tarihi tecrübeler, politik kültür ve sosyal yapılar son derece farklıyken, politik sistem ve hükümet modellerinin Orta Doğu'da ithal edilip sağlıklı işlemesi beklenemez. Dinin ve yerel geleneklerin de çatışmanın enkazından doğacak bir siyasi düzende merkezi bir rolü olmalı ve Suriyelilerin çoğunluğunun yaygın inançlarına da uygun olmalıdır.

 

Yeni bir siyasi meşruiyet kurmak, yapısal ve faydacı bir yaklaşım gerektirir ki, şu ana kadar uluslararası toplumda eksik olan yaklaşımlardır.

Ed Miliband'in iki yıl önceki tavırları sağolsun, Esed'i erkenden halletme ve çatışmayı kısa sürede sonuçlandırma fırsatı kaçırıldı. 2 yıl süren eylemsizlik işleri sadece kötüleştirdi. Washington'un mevcut politikasının İran'ı tatmin ederken bölgedeki Sünni çıkarlarını küçümsemesi; Işid'i yenme, Esed'den kurtulma ve çatışmaya siyasi bir çözüm getirme çabalarını zayıflatıyor. Kraliyet Hava Kuvvetleri Işid'e karşı askeri koalisyona katılmaya hazırlanırken, İngiltere hükümetinin aşırıcı grupla savaşta bomba atmaktan öte yeni yaklaşımları değerlendirmesi akıllıca olacaktır.

Washington Post'a yazılan makale için tıklayın