Okul içi şiddet artışının münferit değil, doğrudan iktidarın politikalarıyla alakalı olduğunu vurgulayan Eğitim-Sen’li öğretmenler, “Çocukların evdeki bakıcısı ekran iken, okulda ise sorgulama değil biat dayatılırken bu sistemde çocuk ne yapsın?” dedi.

Urfa’daki Ahmet Koyuncu Meslek ve Teknik Anadolu Lisesi’nin eski bir öğrencisi olan Ömer Ket isimli bir gencin okulu basarak gerçekleştirdiği silahlı saldırının hemen ardından, bu kez Mereş’te Ayser Çalık Ortaokulu’nda henüz 14 yaşındaki 8. sınıf öğrencisi İ.A.M.’nin yine okuduğu okula silahlı saldırıda bulunması ülkede infial yarattı. Saldırıyı gerçekleştiren gençler için kriminal bir profil çizilerek, özel hayatlarının didik didik edildiği bir ortamda, ülkenin dört bir yanında sokağa çıkan eğitim emekçileri ve bağlı oldukları sendikalar, bu çocukların bu hale gelmesinde esas suçun sistemin kendisi olduğunun altını çizdi. Üç gün iş bırakıp, Milli Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere illerdeki tüm Milli Eğitim Müdürlükleri önünde yaşam nöbeti başlatan eğitim emekçileri, peş peşe meydana gelen olaylar sonrası özür dilemekle yetinen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i derhal istifa etmeye çağırdı. Bu Milli Eğitim Müdürlükleri’nden biri olan İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde iki gün nöbet tutan Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) 2 No’lu Şube Başkanı Hanifi Bayındır ve sendikaya üye öğretmenler ANF’ye konuştu.
‘SORGULAYAN DEĞİL, BİAT EDEN BİR NESİL YETİŞTİRMEK İSTİYORLAR!’

İstanbul’daki yaşam nöbetlerine öncülük eden Eğitim-Sen İstanbul 2 No’lu Şube Başkanı Hanifi Bayındır, yaşanan şiddet sarmalının iktidarın eğitim ve toplumsal politikalarından bağımsız olmadığını vurguladı. Sorunun çok boyutlu olduğuna dikkat çeken Bayındır, şiddetin sosyolojik, ekonomik ve psikolojik nedenlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıktığını belirtti. Bayındır, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz ve sınıf ayrımının derinleşmesi başta olmak üzere, orta sınıfın yok edilmesi ve ülke kaynaklarının birkaç kişiye peşkeş çekilmesi sonucunda toplumsal dengelerin ve toplumsal adaletin ortadan kalktığını ifade etti. Bunlar genel boyutu oluştururken, bir de bu durumun özelinde eğitim sisteminin yanlış işleyişi olduğunu kaydeden Bayındır, “Hükümet, laik, bilimsel, demokratik, ana dildeki eğitim sistemine güvenmiyor ve olabildiğince bu eğitimin içini boşaltmayı deniyor. Çünkü sorgulayan değil, biat eden bir nesil yetiştirmek istiyor. Bu kadar çok İmam Hatip açılmasının arka planında zaten biat eden nesil yetiştirme amacı var. Ortaokuldan liseye binlerce İmam Hatip okulu açıldı. Burada esas amaç ‘dindar ve kindar’ bir nesil yetiştirmektir maalesef” dedi.
‘BASKI, SUSTURMA, KALIBA SOKMA NEREYE KADAR?’
Her alanda olduğu gibi eğitimde de eleştirmeyen, sorgulamayan, okumayan, farklı perspektiflere sahip olmayan tektipleştirilmiş bir gençlik modeli yaratma çabası olduğunu kaydeden Bayındır, “Şimdi tabii ki gençlerin sosyal hayatlarında dizilerle, video oyunlarıyla maruz kaldığı bir sürü şiddet türünden söz ediliyor. Evet, bunlar da ciddi bir etken ama unutmamak gerekir ki bu da bire bir sistemle alakalı bir sorun. RTÜK’ün denetimine rağmen mafyavari dizilerin yayınına izin verilmesi, iktidarın kendi çıkarlarına doğrudan tehdit oluşturmayan alanları denetlemekte isteksiz olduğunu gösteriyor. İktidar kendi politikalarını rahatça sürdürebileceği, eleştirmeyen, okumayan, farklı bakış açılarına sahip olmayan, mücadele etmeyen ve ‘şükreden’ tektip nesiller istiyor. Ama bu son örneklerde görüldüğü gibi baskı, susturma, zorla bir kalıba sokma nereye kadar? İşte bir yerlerde patlak veriyor” diye konuştu.
‘SADAKAT DEĞİL, LİYAKAT!’
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in özür dileyerek eğitimde derinleşen bu şiddetteki sorumluluğundan kaçamayacağını vurgulayan Bayındır, Yusuf Tekin’in derhal istifa etmesi gerektiğinin altını çizdi. Ancak Türkiye’de kamu yöneticilerinin sorumluluk alma kültürünün olmadığını hatırlatan Bayındır, şunları kaydetti: “Hızlı tren kazası oluyor, onlarca insan hayatını kaybediyor ama Ulaştırma Bakanı istifa etmiyor. Her alanda bakanlıklar düzeyinde kimsenin sorumluluk aldığı yok. Milli Eğitim’de de aynı şekilde. Şimdi Milli Eğitim Bakanlığı kalabalık bir bakanlık. Öğretmen camiası 1 milyonun üstünde. Değişimin öncelikle tepeden başlaması lazım. Yönetici atamalarında sadakat veya biat yerine liyakatin esas alınması gerekir. Yoksa işler yürümüyor. Eğitim müfredatı çok büyük bir sıkıntı. Irkçı, milliyetçi bir ideolojinin eğitimine bir de gericilik, tarikatçılık eklendi maalesef. İktidara gelen giden herkes kendine göre bir eğitim sistemi belirlerse nesiller heba edilir. Yap-boz şeklinde bir eğitim sistemi oluşturuyorlar ama kimsenin sorumluluk aldığı yok. Mesela müfredatı her yıl değiştirdikleri için tamamen içini boşalttılar, şimdi yerine ne koyacakları belli değil. İmam Hatipler’in zaten misyonu belli ama İmam Hatipler’in dışında diğer okullardaki müfredat 2, 3 yılda bir değiştirildiği için öğretmenler bile bunu takip edemiyor. İktidar kendini merkeze koyarak düşündüğü ve belli bir azınlığın, sermayenin çıkarlarına göre hareket ettiği için eğitime fazla da önem verilmiyor. Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) adı altında çocuklar işçileştirilerek ucuz iş gücü olarak patronlar tarafından sömürülmesinin önü açıldı. Başta da belirttiğim gibi bu yaşananlar sosyal, ekonomik, psikolojik, kültürel bir sürü sorunu içinde barındırıyor. Eğitim-Sen olarak, sorumlular hesap verene ve ciddi önleyici tedbirler alınana kadar yerelde ve Ankara’da eylemlerimizi kararlılıkla sürdüreceğiz.”
‘SORUN YILLARDIR BİRİKEN EĞİTİM POLİTİKALARININ SONUCU’
Konuştuğumuz Eğitim-Sen üyesi öğretmenler de artan okul içi şiddet olaylarını “münferit” olarak değerlendirilemeyeceğini, sorunun yıllardır biriken eğitim politikalarının sonucu olduğunu vurguladı. Memur statüsünde çalıştığı için isminin açıkça yazılmasını istemeyen 10 yıllık erkek öğretmen, okullarda peş peşe meydana gelen şiddet olaylarının televizyondaki dizilerden veya velilerin sorumsuzluğundan kaynaklandığına dair algı yaratılmak istense de bunun bir sistem problemi olduğunu açıkça görebildiklerini ifade etti. Bu algı yöntemiyle suçu başka etkenlere yöneltip esas sorumluların gözden kaçırıldığını belirten öğretmen, şöyle konuştu: “Tabii ki şiddet ortamının bir etkisi muhakkak vardır ancak burada olayın kökünde esas olarak bir sistem problemi olduğunu söylemek gerek. Siyasilerin kurduğu ekonomik, gergin toplum yapısının bir yansıması olduğunu görmek lazım. Biz okullarda ayakkabısını bulamayan, yemek yiyemeyen çocukların başka çaresi olmadığı zaman şiddete yöneldiğini bire bir görebiliyoruz. Bir algı operasyonu yönetiliyor bu tarz durumlarda, olayların münferit olduğu yönünde. Şimdi dizilerin yansıması, bu dizilerin reyting alması zaten sistemin kendi politikalarının ürünü. Yine egemenlerin, yöneticilerin uyguladığı politikaların bir yansıması aslında. Zaten eğitim sistemi siyasallaşmış, cemaat, tarikat çemberi içerisine alınmış durumda ve böyle bir nesil yetiştirilmeye çalışılıyor. Bu çerçevede yetiştirilen nesillerde de özellikle sorgulamanın devre dışı bırakılmasına yönelik politikalar geliştiriliyor. Bunun en büyük örneklerini de yeni geliştirilen Türkiye Yüzyıllık Maarif Modeli sisteminde görebiliyoruz. Düzenlenen kitaplar, yayınlanan yayınlar, hazırlanan sorular, sınav sistemi öğrencilerde sorgulama yetisinin pasifize edilmesi üzerine kurulu olduğundan dolayı bu da yansıyor doğal olarak. Aslında sistem kendi içinde istikrarlı ilerliyor, biz de ona karşı mücadele etmeye çalışıyoruz.”
‘SON YILLARDA ÇOCUKLARIN BAKICISI EKRAN, ROL MODELLERİ POLAT ALEMDAR OLDU!’
Kadın öğretmen İ.B. de bu olayların öne sürüldüğü gibi münferit olmadığını vurguladı. Bu şiddet sarmalına aşama aşama gelindiğine dikkat çeken İ.B., “Son 20 yıldaki eğitim politikaları bu güvenlik sorunlarını tetikledi. 4+4+4’ten itibaren gelen bu uygulamalarda aslında öğretmen olarak can güvenliğimizin sağlanmadığını düşünüyoruz. Okula öğrenciyi bıçaklamaya gelen veli olabiliyor mesela. Bir ara kıyafet serbestisi getirildi, o zaman da okula girip çıkanın belli olmadığı bir dönemdi” dedi.
Çocukların okul dışında da daha fazla ekran karşısında büyüyen bir nesle dönüştüğünü belirten İ.B., şunlara dikkat çekti: “Ekran, çocukların bakıcısı haline geldi. Kurtlar Vadisi dizisindeki Polat Alemdar da rol modelleri oldu. Eskiden bebekleri susturmak için emzik kullanılırdı, gelinen noktada bu emziğin yerini ekran, telefon, tablet aldı. Oynadıkları bilgisayar oyunları da hep öldürme üzerine oldu mesela. Ekranlar o kadar kirli ki bu çocukların zihnini de etkiliyor. Bu yüzden okullarda tanı konmamış çocuk çok. Dikkat eksikliği, hiperaktivite, depresyon veya şizofreni gibi ağır psikolojik sorunları olan çok sayıda çocuk var. Velilerin rızası olmadan bu çocukların Rehberlik Araştırma Merkezleri’ne (RAM) yönlendirilememesi tanı ve tedavi süreçlerini aksatıyor. Televizyon dizilerinde silahlar sürekli ellerde. Orman kanunlarının geçerli olduğu, hak hukukla, konuşmayla hiçbir şeyin hallolmadığı bir ortam sunuluyor. Hele ona bir silahı göster bakalım ne oluyor, deniyor.
‘HER YERDE ŞİDDET VAR!’
Çocuğa bunu yerleştirdiğin anda, bu çocuk zihni ne yapacak? Bu çocuk problem çözme becerisini geliştiremez ve daha fazla saldırganlığa yönelir. Bugün çocuklara olumlu, faydalı şeyler izletmeye kalkın, ‘bu ne ya’ falan oluyor çocuklar, bu şekilde davranıyorlar. Ama çocuğa bıçaklı ya da silahlı bir görüntü gösterin, bir video gösterin. Çocuk dikkat kesiliyor. Yani kötüyü örnek almak çok daha kolay. Bu da doğrudan sistemle alakalı bir durum. Çocukların zihnini tamamen kirletme projesi var. Her yerde şiddet var. Hastanede, banka sırasında, okulda, her yerde. Okulun eğitim yuvası olması lazım. Okullarda psikolog sayılarının artması lazım mesela. Bazı çocuklar için rehabilitasyon okulları açılması gerekiyor. Ama öğretmenler olarak çocuğu korumaya çalıştığınızda bile şikâyet edilebiliyorsunuz örneğin. CİMER şikâyetleriyle öğretmenleri tamamen sindirme, korkutma üzerinden değersizleştirme politikası da var. Sadece öğretmenlere değil, okuyan, aydın, üreten kesime yönelik böyle bir değersizleştirme politikası var. Önceden saygı duyardı bu toplum öğretmene. Ama 1980 darbesinden itibaren öğretmenin, aydının misyonu yok edilmeye çalışıyor.”