Daniela Klette/foto:AFP
Egemenliği ve itaati her koşulda dayatmak!
Eski RAF militanı olduğu için yargılanan Daniela Klette’nin Verden Eyalet Mahkemesi’ndeki son savunmasından: "Gerçekten özgür olabilmemiz, ancak herkes özgür olduğunda mümkündür."
- Filistin’de Leyla Halid, ABD’de siyah özgürlük hareketinden Assata Shakur ve Angela Davis, ayrıca Batı Avrupa’daki kadın yoldaşlar bizim için örnek isimlerdi. Son yıllarda özellikle Rojava deneyimiyle Kürt Özgürlük Hareketi, kadınların özgürleşmesinin mücadelenin asli bir parçası olduğunda bunun herkes için nasıl bir güç yarattığını gösterdi.
- Bu, direnişi hayatımın merkezine yerleştirme kararıydı. RAF’ın hayatımda önemli bir yere sahip olması da burada anlattıklarımdan kaynaklanıyor. Bu yoldaşlar benim için, bu sistemle kopuşun ve özgürleşme için köklü bir direniş içinde mücadele etmenin mümkün olduğunu gösteriyordu.”

Çeviri: Yeni Özgür Politika
Eski Kızıl Ordu Fraksiyonu (Rote Armee Fraktion) RAF militanı Daniela Klette, 12 Mayıs 2026 Salı günü Verden Eyalet Mahkemesi’nde yaptığı son savunmada, yeraltında yaşadığı yıllarda hâlâ aranan Burkhard Garweg ve Ernst-Volker Staub ile birlikte gerçekleştirdiği iddia edilen 13 para nakil aracı ve süpermarket kasa ofisi soygununa ilişkin suçlamalara yanıt verdi.
Sol direniş tarihini ‘gayrimeşru’ ilan etmek
“Bana karşı açılan bu ilk uzun dava artık sona eriyor. Buradaki asıl mesele, egemenliği ve itaati her koşulda dayatmak.
Mesele tek tek eylemler değil; hatta doğrudan ben de değilim. Asıl amaç, radikal sol direniş tarihini gayrimeşru ilan etmek ve gözdağı verecek biçimde cezalandırmak. Gençliğimde, kapitalist kurallara göre yaşamanın insanı çürüten bir şey olduğunu hissediyordum. İnsan dayanışmaya ve birlikte yaşamaya yatkın toplumsal bir varlık. Ama kapitalizmin rekabet üzerinden dayattığı yalnızlaşma, bunu parçalayarak insanlar arasında yabancılaşma ve mesafe yaratıyor. İçimdeki o ezilmişlik hissi ancak Sponti çevresinden, yani dogmatik olmayan soldan arkadaşlarla bir araya geldiğimde dağılmaya başladı. Bu tartışmalar sayesinde yaşadığım kaybolmuşluk hissinin kişisel bir sorun değil, toplumsal koşulların sonucu olduğunu fark ettim. Bunu kavramak, etrafımızdaki adaletsizliği daha açık görmemi sağladı: Dünyanın birçok yerindeki acımasız emperyalist sömürüyü, baskıyı ve zengin kapitalist ülkelerin yürüttüğü savaşları. Bunların suç ortağı olmak istemiyordum.
Bu, aşağı yukarı 1970’lerin ortasıydı. 68 hareketinin; hâlâ ya da yeniden Nazilerle dolu kurumlara, siyasi makamlara ve toplumdaki faşist düşünce biçimlerine karşı başkaldırısının havası hâlâ hissediliyordu. Benim hayalim şiddetsiz bir dönüşümdü. Ama tarihe ve dünyaya baktıkça, kapitalist sistemden en çok çıkar sağlayan güçlerin her türlü köklü değişimi en acımasız yöntemlerle bastıracağı gerçeği giderek daha net görünüyordu.
RAF’la karşılaşma…
Karlsruhe’de siyasallaştığım yıllarda, duvar yazılarında ve afişlerde sürekli RAF’la karşılaşıyordum. Bu sisteme karşı böylesine kararlı biçimde mücadele eden insanların varlığı beni çok etkiliyordu. 1976/77’de siyasi tutsakları ziyaret etmeye başladım. Sonrasında hayatım; tecride karşı mücadeleyle, tutsakların bir araya getirilmesi talebiyle, Filistin, Güney Afrika, Nikaragua ve El Salvador’daki kurtuluş mücadeleleriyle dayanışmayla, Türkiye’deki NATO destekli darbeye karşı Türkiyeli yoldaşlarla ortak mücadeleyle geçen bir direniş hayatına dönüştü.
Kürt Özgürlük Hareketi…
Uluslararası kurtuluş hareketleri bizim için aynı zamanda dünya çapındaki kadın özgürlük mücadelesinin de simgesiydi. Filistin’de Leyla Halid, ABD’de siyah özgürlük hareketinden Assata Shakur ve Angela Davis, ayrıca Batı Avrupa’daki silahlı mücadele örgütlerinde yer alan kadın yoldaşlar bizim için örnek isimlerdi. Son yıllarda özellikle Rojava deneyimiyle Kürt Özgürlük Hareketi, kadınların özgürleşmesinin mücadelenin asli bir parçası olduğunda bunun herkes için nasıl bir güç yarattığını gösterdi.
80’lerin sonu, 90’ların başında, devrimci siyasetin yeniden düşünülmesi ve köklü biçimde sorgulanması gerektiği artık açıkça görülüyordu.
Sovyetler Birliği’nin çöküşünü kapitalizmin nihai zaferi olarak kabul etmek istemiyorduk. Dünya çapındaki sosyalist hareketin zayıflamasının ağır sonuçlar doğuracağı ortadaydı. Almanya’da bunun sonucu, Bundeswehr’in yeniden açık biçimde savaş yürüten bir orduya dönüşmesi ve hemen ardından uluslararası hukuka aykırı Yugoslavya savaşına katılması oldu. Aynı süreç, Doğu Almanya’nın Batı Almanya tarafından yutulmasına da yol açtı.
Bununla birlikte milliyetçi bir zafer sarhoşluğu körüklendi. Sağ çevreler bunu büyük bir hevesle sahiplendi ve birleşik Almanya’nın hem doğusunda hem batısında, Solingen ve Mölln’deki gibi ölümcül kundaklama saldırılarının önü açıldı.
Direnişi hayatımın merkezine yerleştirme kararı
Elbette dünya çapında solun yaşadığı bu ağır zayıflığın farkındaydık. Tam da bu yüzden, önümüzde duran sorulara cevap bulmak ve radikal bir sol güç olarak varlığımızı sürdürebilmek için elimizden gelen her şeyi yapma duygusuyla hareket ediyorduk. Bu tartışmalar yeraltında yaşayan yoldaşlarla birlikte yürütülüyordu. Sürekli gözetimden sıyrılıp yeniden geri dönmeye çalışmak uzun vadede fazla tehlikeliydi. Bu, direnişi hayatımın merkezine yerleştirme kararıydı. RAF’ın hayatımda önemli bir yere sahip olması da burada anlattıklarımdan kaynaklanıyor. Bu yoldaşlar benim için, bu sistemle kopuşun ve özgürleşme için köklü bir direniş içinde mücadele etmenin mümkün olduğunu gösteriyordu.
Radikal ya da militan sol olarak kuşkusuz pek çok hata yaptık. Ama çağımızın sefaletini omuz silkerek kabullenmek bunlardan biri değildi.
1998’de RAF kendi kararıyla dağıldı. 1998’den sonra kamuoyu önünde yalnızca Burkhard Garweg, Volker Staub ve Daniela Klette hakkında arama kararı sürdürüldü. Bizim üzerimizden, RAF’a ve onunla birlikte Almanya tarihindeki köklü direniş geleneğinin önemli bir bölümüne karşı kazandıkları zaferi kutlamak istiyorlardı.
Direnişin savunma pozisyonu
Yeraltında yaşarken, radikal solun bir parçası olarak - sınırlı ve geri çekilmiş koşullar içinde de olsa - özgürce yaşamayı sürdürebiliyorduk. Burada yoldaşlarımız ve dostlarımızla dayanışmaya dayalı, kendi kararlarımızı kendimizin verdiği ilişkiler kurabiliyor; hayatımızın yönünü birlikte belirleyebiliyorduk. Yeraltında geçen bu uzun yaşam da işte böyle bir tarihten doğdu. Macera hevesinden değil; hele hele zenginleşmek için hiç değil. Son on yıllarda da bugün de bu, direnişin savunma pozisyonuydu.
Geride bırakmak zorunda kaldığım hayat benim için çok değerliydi ama bulunduğum durumdan silahla çıkarak kurtulmaya dair hiçbir plan yoktu. Buna rağmen dava boyunca hâlâ sözde bir ‘öldürme isteği’ iddiası gündemde tutuluyor. Amaç, bizi toplum için tehlikeli suçlular gibi göstererek yürütülen operasyonları meşrulaştırmak ve ibretlik bir örnek yaratmak.
Dava boyunca gündeme gelen soygunların bazı mağdurlarında ortaya çıkan psikolojik etkiler konusunda ise, Burkhard Garweg’in Ekim 2024’te yeraltından gönderdiği mesajdaki şu sözlerine tamamen katılıyorum: ‘Kasiyerlerin ve para taşıma çalışanlarının travma yaşamış olması üzücüdür.’ Hem kasa çalışanları hem de para ve değer taşıma işçileri proletaryanın parçasıdır; düşmanımız değillerdi.
Yoksulluk, ırkçılık, patriyarka, polis şiddeti
O halde mahkemenin ‘sokaklar travma yaşamış insanlarla dolu’ tespiti doğru. Ama bu travmaların nedeni yoksulluk, ırkçılık, patriyarka, polis şiddeti ve emperyalist savaşlardır. Bunun sorumluluğunu bana yüklemek, insanların yaşadığı yıkımı araçsallaştırmak ve uzun bir hapis cezasını meşrulaştırmak anlamına geliyor. Kitlesel travmaların aşılması için acil ama aynı zamanda köklü dönüşümler gerekiyor; hem de uluslararası ölçekte. Çünkü Sudan, Filistin, Suriye, Lübnan, İran ve Ukrayna gibi yıllardır savaşın yıkımına maruz bırakılan ya da Küba gibi yaptırımlarla boğulan ülkelerde yaşanan travmaların boyutunun tahayyül bile edilemeyecek kadar ağır olduğu açık.
Alternatif yaratmak hepimizin görevi
Alternatif yaratmak dünya çapında hepimizin görevi. Bu alternatif, tarihsel deneyimlerden beslenen; büyük ve küçük devrim girişimlerinin, şehir gerillalarının, anarşistlerin, komünistlerin, toplumsal devrimcilerin, anti-patriyarkal ve anti-sömürgeci mücadelelerin büyük ve küçük hatalarını aşarak gelişebilecek bir sosyalizm olabilir. Buna ulaşılıp ulaşılamayacağı, bu gezegende yaşamın sürüp süremeyeceğini ve hangi koşullar altında süreceğini belirleyecek.
Kapitalizme alternatif meselesi - hem sistemin işleyişine hem de bizim mücadele süreçlerimize dair - dünya çapında hepimizin önünde duran varoluşsal ve ertelenemez bir sorudur.
Burkhard Garweg, Ocak 2026’daki Rosa Luxemburg Konferansı’na gönderdiği mesajdan
Bunun izleri bugün farklı direniş biçimlerinde yaşamaya devam ediyor:
◆ Savaşlarda iktidar ve hammadde uğruna cepheye sürülenlerin gençler, yoksullar ve toplumun ayrıcalıksız kesimleri olduğunu bilen; bu yüzden militarizme, zorunlu askerliğe ve silahlanmaya, yani savaşa karşı çıkanlarda,
◆ Alman devlet politikası, İsrail’in en saldırgan politikalarına bile koşulsuz destek vermeyi bir ‘devlet aklı’ haline getirmişken; buna itiraz eden herkes dışlanma ve kriminalize edilme tehdidiyle karşı karşıya bırakılırken, yine de sesini yükseltmeye devam eden aktivistlerde, göstericilerde, gazetecilerde, sanatçılarda ve akademisyenlerde,
◆ Nazilere doğrudan karşı duran, insanları korumak için örgütlenen ama aynı zamanda bunun tek başına yeterli olmadığını; çünkü faşizmin kapitalizmin içinden doğduğunu söyleyenlerde,
Ve bunlar, bugün ya da son yıllarda ortaya çıkan sayısız direniş biçiminin yalnızca bir kısmı. Patriyarkal şiddete karşı feminist ve bugün queer-feminist örgütlenmeler; yardıma ihtiyaç duyan mültecileri engellemek için sınır rejimlerinin giderek daha baskıcı hale gelmesine karşı mücadele eden inisiyatifler; Gazze ve Küba’ya giden dayanışma filoları; Gazze’ye silah sevkiyatını ve militarizasyonu engellemek için limanları bloke edenler; İtalyan ve Yunan işçilerinin Filistin halkıyla dayanışma için yaptığı grevler…
İnsani dayanışma vahaları
Tüm farklı girişimlerde mesele, ilgili suçlara karşı somut bir etki yaratmak, 'insani dayanışma vahaları' savunmak ve aynı zamanda bunları kendi girişimlerimiz içinde de genişletip geliştirmek olduğu gibi; herkesin bir araya gelerek Üçüncü Dünya Savaşı'na giden süreci ve bu sürecin daha şimdiden beraberinde getirdiklerini durdurabilecek ortak bir güce nasıl ulaşacağı da işte o denli önemlidir. Çünkü bu savaş nedeniyle, uluslararası düzeydeki tüm olumlu girişimler ve fikirler hayati bir tehdit altındadır.
Bu güç henüz var olmasa bile, en azından onun gelişimini mümkün kılan ve bana umut veren şey, işte tüm bu mücadelelerdir.
Bu aynı zamanda benim ve bizim özgürlüğümüze, nihayetinde herkesin özgürlüğüne ve her türlü baskıyı geride bırakmış bir dünyaya duyulan umuttur. Gerek çok boyutlu ve birbiriyle kesişen şiddet ilişkileri biçiminde, gerekse insanların duvarlar ve dikenli teller ardına öylece kapatıldığı beton, taş ve çelik biçiminde olsun, hiçbir hapishanenin varlığını sürdürmediği bir dünya.
İnsanların yüzünü birbirine döndüğü, doğadaki diğer tüm canlılarla uyum içinde yaşayabildiği bir dünya.
Gerçek anlamda özgür olabilmemiz ancak herkes özgür olduğunda mümkündür.”
Kaynak: Junge Welt
Not: Daniela Klette’nin savunmasını gazetemiz okurları için özetledik.
