JustPaste.it

Rojava’da yaşanan gerçeklik ve olası bölgesel gelişmeler

Olası bölgesel gelişmelere bakıldığında, her şeye karşı hazırlıklı olmak, ulusal birlik çerçevesinde Kürtlerin önünde duran temel görevlerden biridir. Bu nedenle Rojava’da birlik ruhunu geliştirmek ve gelişmelere hazırlıklı olmak ertelenemez bir görevdir.

 

 

  • RAUF KARAKOÇAN
  • HABER MERKEZİ
  • Cuma, 6 Şubat 2026, 00:03

Suriye iç savaşı sırasında özgürleşen Kürt coğrafyası, Kürt halkında büyük bir özgüven yaratmıştı. BAAS rejiminin alabildiğine yıprandığı ve zayıfladığı bir dönemde Kürtler önemli kazanımlar elde ederken, rejimin varlığına tümden son vermediler. Bu nedenle Heseke ve Qamışlo’da şehrin önemli bir bölümü hep rejim güçlerinin elinde kaldı. Çünkü rejimle bir çözüm arayışı içinde olmak, dönemin siyasi konjonktürüne uygun bir politikaydı.

Rusya, İran daha sonra da Türkiye ve ABD’nin bölgedeki varlıkları gözetilerek onları da dikkate alan dengeli bir yaklaşım sergilemek zorunlu hale gelmişti. DAİŞ’in Suriye coğrafyasına yayılması, Suriye iç savaşını başka boyutlara taşıdı. Suriye’nin dış müdahalelere açık hale gelmesi ve çok aktörlü güç dengelerinin oluşması, Rojava için de yeni sayılacak siyasi ve askeri etkinlik alanlarına, hatta diplomatik sahaların açılmasına vesile oldu.

Kürtlerin, askeri olarak DAİŞ’e karşı ortak mücadele amacıyla kurulan uluslararası koalisyon gücünün bir parçası olması, hatırı sayılır imkanlar elde etmesine ve itibar kazanmasına da yol açtı. 

DAİŞ’in Rojava’daki yenilgisinin ardından, Tepqa, Raqqa ve Dêrazor gibi önemli Arap alanlarından sökülüp atılması, ciddi bir mevzi kazanılmasına yol açtı. Fırat’ın doğusu olarak tabir edilen Kuzey-Doğu Suriye coğrafyasında ortaya çıkan hakimiyetle birlikte, Kürtlerin öncülük ettiği QSD askeri gücü oluşturuldu.

Petrol rezervleri ve su kaynakları açısından en zengin, ziraat alanları açısından en verimli tarım alanları üzerinde hakimiyet kurmak, ciddi bir güç elde edilmesini de beraberinde getirdi. Bunların tümünü, Kürtlerin kazanım hanesine yazılacak başarılar olarak sıralamak mümkündür.  Kürtlerin temsil ettiği düşünsel alanın ve paradigmanın, Suriye gerçekliğine en uygun çözüm formülünü sunması; demokratik sistem diyeceğimiz idari bir yapıyı esas alması ve daha seküler bir nitelik taşıması, dünya kamuoyu nezdinde önemli oranda taraf bulmasına zemin sundu.

BAAS’IN YIKILIŞI VE HTŞ’NİN İKTİDARA GELİŞİ

İç savaş nedeniyle yıpranmış olan ve sadece Rusya ile İran’ın desteğiyle ayakta kalan BAAS rejiminin dağılmış ve çürümüş varlığına son vermek için aranan alternatife uygun olarak, küresel ve bölgesel güçlerin onayıyla HTŞ, Şam’da iktidar yapıldı. Böylece HTŞ’yi iktidara taşıyan güçlerin Suriye hesapları da değişmiş oldu. Bu temelde, Suriye’de merkezi bir hükümetin kurulması, toprak bütünlüğünün esas alınması, devletin üniter yapısının korunması gibi politikalar ön plana çıkmaya başladı. Bu amaçlar doğrultusunda Suriye’nin yeniden yapılanması, devlet dışı yapılara son verilerek devlet içine çekilmesi öncelikli amaç haline geldi.

Yeni oluşan bu konjonktürde, DAİŞ’e karşı mücadele içinde kısmen de fakto oluşan Rojava özerk yapısı ile federatif ve adem-i merkeziyetçi çözüm formülleri tartışılır hale geldi. HTŞ yönetiminin bu çözümlere kapalı olması ve başta Türkiye ile bölgedeki bazı Arap ülkelerinin bu konudaki karşıtlıkları neticesinde, Rojava’nın fiili statü durumunun ortadan kaldırılmasını onaylayan yaklaşımların içine girildi.

ABD başta olmak üzere İsrail ve NATO’nun, kendi çıkarları nedeniyle bölgesel güçlerin paralelinde tavır takınması, Rojava’da yaşanmakta olan bugünkü sonucu ortaya çıkardı. HTŞ’nin zihniyet dünyasıyla taban tabana zıt olan bir Rojava yerine HTŞ’nin tercih edilmesinin önemli nedenleri var. Bu nedenler görülmeden, Rojava’da yaşananları tanımlamak güçleşir.

Rojava, Türkiye’deki barış sürecinin düğümü haline getirilerek Türk devletinin kırmızı çizgisi ve beka meselesi yapıldı. Rojava’nın HTŞ’nin denetimine girmesini zorlayan bölgesel ve küresel güçlerin çıkarları ise daha başkaydı. HTŞ’yi güç haline getirmek için gerekirse Rojava’nın kurban edilmesinde karar kılan dış aktörler, bölgesel çıkarlarına uygun olarak HTŞ’yi Suriye yönetimine getirdi. Bu görevlendirmede, elbette İran’a karşı geliştirilen ve geliştirilecek olan politikaların da önemli bir rolü vardır.

Kürtlerin özerk yönetim modeli her ne kadar daha çağdaş ve uluslararası normlara uygun olsa da küresel ve bölgesel çıkar güçleri için bu durum fazla anlamlı değildi. Çünkü onlar için halkların değil, kendi çıkarlarının önemi var. O nedenle de kimin ya da hangi gücün Suriye’de demokratik bir sistem kuracağından ziyade, kendi menfaatlerini kimin koruyacağına bakarlar. Yani bu egemen çevrelerin bölgede kurdukları siyasi denklemler, kendi çıkarlarına   odaklanır.

Suriye toplumunu oluşturan Aleviler, Dürziler, başta Asuri-Süryaniler olmak üzere Hıristiyan topluluklar ve Kürtlerin; kimliklerinden kaynaklı özgün idari, eğitsel-kültürel ve sosyal hakları, güvenlik mekanizmaları ile temsil sorunlarından ziyade, HTŞ ile kurulan ilişkiler üzerinden sağlayacakları menfaatler önemlidir. Bu nedenle HTŞ, bir proje olarak geliştirildi ve istedikleri gibi kullanabilecekleri bir aparat olarak sahaya sürüldü.

HTŞ, kendini kullandırarak meşruluk kazanmasına, iktidara gelmesine ve güç elde etmesine ihtiyaç duyarken; dış güçler ise HTŞ’ye verdikleri destekle uzun vadede bölgesel çıkarlarını garantiye alacaklarını sanıyorlar. Her güç, politikasını bu çıkar ilişkisi üzerinden kurguluyor. Bu nedenle de verili konjonktürde HTŞ ve Batı dünyası ile bazı bölge devletleri karşıt gibi görünseler de başta ekonomik çıkarlar olmak üzere birçok konuda, birbirlerine duyulan ihtiyaç gereği birlikte çalışma ihtiyacı duyuyor.

Ortadoğu’da kurulmak istenen yeni siyasi denklemde Rojava’nın özerk varlığının gözden çıkarılması, HTŞ’nin saldırılarına açık hale gelmesine zemin sundu. Şam ve TC’nin Rojava’ya yönelik saldırılarının arkasında duran dış güçlerin hesapları farklı olsa da Rojava’nın alan, mevzi ve güç kaybetmesinde ortaklaşmış olundu. Rojava’nın saldırılara maruz kalmasında elbette birçok dış faktör daha sıralamak mümkün.

Türkiye’nin bu konuda oynadığı rol son derece belirleyici oldu. İran ve Irak’ta yaşanacak muhtemel gelişmeler ile savaş senaryoları dikkate alındığında, Kürtler lehine yaşanacak gelişmelere karşı Rojava’yı bir tıkaç haline getirmedeki ısrar, bu son durumla birlikte daha anlaşılır hale geldi. HTŞ’yi ve kendisine bağlı çete gruplarını Rojava’ya saldırtmasının nedeni; İran’daki olası gelişmeler ile Türkiye’deki barış sürecini ilişkilendirerek burayı bir düğüm noktası haline getirmesinin, öncelikli dış politikası olmasıdır.

ROJAVA’NIN BÖLGESEL KONUMU, AVANTAJLARI VE DEZAVANTAJLARI

Rojava, başından beri bölgesel güç dengeleri içinde gelgitleri olan bir alan haline geldi. Sürekli olarak dış müdahalelerin, bölgesel politikaların ve güçler arası çıkar çelişkilerinin bir parçası haline getirilmek istendi. Türkiye’nin güvenlik gerekçelerini ileri sürerek saldırılarda bulunması, Suriye sınırları içine girerek işgal alanları oluşturması, Rojava için ciddi bir tehdit oluşturdu. QSD güçlerinin DAİŞ’e karşı operasyonel bir güç olmasında oynadığı rolden dolayı koalisyon güçleriyle kurulan iş birliğinin Rojava savunmasını kapsamaması, ciddi bir savunma zaafiyeti oluşturdu. Bu durum, Türkiye’nin saldırılarını daha kolay hale getirdi.

Rusya ve ABD’nin Rojava ile kurduğu ilişkilere rağmen, Rojava’ya koruma şemsiyesini oluşturmaktan uzak durup kendi çıkarlarını esas almaları, Türkiye’yi saldırı yapması yönünde daha fazla cesaretlendirdi. Rojava’ın özgül ağırlığı ise üstlendiği rolün ağırlığını taşıyacak güçten daha fazla yük bindirdi.

Diğer yandan, DAİŞ’le mücadele çerçevesinde Arapların ağırlıkta olduğu geniş bir coğrafyaya askeri gücünü yaymasının oluşturduğu bir dizi dezavantajlı durumdan kendisini çıkaramaması, Rojava’nın öz savunma mekanizmasını zayıflatmasına yol açtı. Suriye savaşına müdahil olan güçlerin Suriye tahayyülleri ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin beklentileri, HTŞ’nin iktidara gelişiyle birlikte farklı seyir izledi ve çatışır hale geldi. ABD’nin Suriye politikasındaki değişiklik, DAİŞ’e karşı mücadele pozisyonunu da değiştirdi ve bu konuda var olan QSD misyonu HTŞ’ye devredildi.

Bölgenin özerk statüsünün uluslararası alanda resmen kabul görmemesi, diplomatik sahadaki çabaların sonuçsuz kalması ve saldırılar karşısında istenen, gerekli dış desteğin sunulmaması nedeniyle Özerk Yönetim yalnız bırakıldı.

Şam ve Rojava görüşmelerinin bir dizi engele takılması nedeniyle sonuçsuz kalması, arabulucu çabaların istenen sonucu vermemesi, savaş seçeneğini kaçınılmaz kıldı. HTŞ ve destekçilerinin asıl amaçları; Rojava’nın kazanımlarını törpülemek ve statüsünü ortadan kaldırmak yönünde oldu. Askeri saldırılarla Rojava’nın direncini kırarak zorunlu bir anlaşmaya mecbur bırakmayı hedefleyen bir yaklaşım baskın çıktı.  Psikolojik savaşın da yoğun biçimde devrede olduğu bütün bu etkenler, Rojava için ciddi dezavantajlar oluşturdu.

Bütün bunlara rağmen Rojava’nın avantajlı olduğu konumu da göz ardı etmemek gerekir. Rojava yönetiminin sahip olduğu avantajları yeterince değerlendirip değerlendirmediği ayrı bir tartışma konusu. Eleştiri gerektiren yönleri de var. Elbette bunlar, yeri ve zamanı geldiğinde muhasebesi yapılması gereken konular. Ama her şeye rağmen muazzam bir kitle desteği ortaya çıktı. Dünya genelinde ciddi bir kamuoyu oluştu. Kürtler arasında müthiş bir dayanışma, birlik ve soykırıma karşı seferberlik ruhu oluştu. Bu temelde de Rojava, kendi kurumsal varlığını korudu. Eskiye nazaran az da olsa askeri gücünü muhafaza etti. İdari ve güvenlik konularında temsil hakkını elde etti.

Her şeye rağmen Rojava olarak tabir edilen coğrafya; kitlesiyle, kurumlarıyla ve yarattığı değerlerle şu an ayakta. Dil, kültür ve kimlik kazanımları da göz önünde bulundurulursa, mevcut konumda kazanımlarını koruduğunu söylemek mümkün. En önemlisi de Rojava coğrafyasının, demokrasinin yeşereceği bir alan olarak varlığını korumuş olması ve Kürtlerin de demokrasinin öznesi olarak varlık bulmasıdır. Mevcut HTŞ iktidarına alternatifiolarak demokrasinin temsil gücü olması ve kadınların sistemde yer alması, Suriye halkları açısından en büyük kazanımdır.

SAĞLANAN ANLAŞMADA KAZANIMLAR VE KAYIPLAR

Yaşanmış tarihi kesitte ortaya çıkan sonuçtan doğru dersler çıkarmak her açıdan önemlidir. Siyasi, askeri, örgütsel, yönetsel, eğitsel ve diplomatik çalışmaların geçmişinden kaynaklanan yetersizliklerin ve yapılan hataların ortaya çıkarılması, halkla paylaşılması önemlidir ve gereklidir. Temsil edilen kitlelere karşı hesap verilebilirlik açısından da önemlidir. HTŞ yönetimiyle ilişkilerin vasatlığı, dış güçlerin müdahalesi ve çatışma zemininin ortadan kaldırılamaması neticesinde yaşanan saldırılar, elde edilen kimi kazanımların kaybedilmesine yol açtı. Hak edilmeyen kayıplar yaşandı.

Yaşanan çatışmalarda en büyük kayıp, meydana gelen can kaybıdır. Savaştan etkilenen sivil halkın yaşadığı maddi-manevi kayıplar ile yerleşim alanlarının boşaltılması ve yaşam koşullarının kötüleşmesi de bu kayıplar arasındadır.

Can kaybının dışındaki kayıplar olarak belirtilen ekonomik ve coğrafi kayıplar ile kimi imkanlar, normalde diyalogla ve uzlaşı yoluyla çözülebilecek konular kapsamındadır. Eldeki ekonomik imkanların el değiştirmesi kayıp gibi görülse de bunların Suriye halkının tümüne ait kaynaklar olduğunu unutmamak gerekir. Petrol ve gaz sahaları ile enerji kaynaklarının kontrolünü merkezi hükümete geçişi, daha önceden yapılan kimi görüşme ve müzakerelerde zaten kabul edilmişti. Diğer yandan Rojava’nın sahip olduğu ekonomik kaynaklar, sınır güvenliği, gümrük kapıları ve devlet kurumları gibi başlıkların müzakere edilerek entegre edilmesi de doğal olarak yapılması gereken hususlardır.

Çatışma sonucunda ortaya çıkan koşullarda, eldeki olanak ve imkanların elden çıkmasının yarattığı psikolojik etkiden kaynaklı değerlendirmelere bakarak sonuç çıkarmak sağlıklı değildir. Anlaşma metni, tam anlamıyla istenilen düzeyde bir anlaşma olmasa da ve ana dilde eğitim gibi temel konularda mutabık kalınmamış olsa da genel çerçeveye bakıldığında, çatışma ortamından çıkmak için gerekli olan hususlarda anlaşma sağlandı.

Devlet organlarında ve idari sistemde temsil hakkı dahil; askeri varlığın, iç güvenliğin ve öz savunmanın belirli bir temel üzerinden düzenlenerek merkezi sisteme entegre edilmesi gibi temel konularda uzlaşının sağlanmış olması da önemlidir.  Olması gereken hususlarda mesafe almak ise bundan sonraki süreçlerde diyalogla mümkün olur.

Mevcut ateşkes sürecinde ve entegrasyon çalışmalarında atılan adımlara rağmen, risk alanlarının tamamen ortadan kalktığını söylemek henüz erken. Fakat Rojava’daki uzlaşının Türkiye’deki barış sürecinin önünü açacak mahiyette bir rol oynaması açısından da değerli olduğu söylenebilir. Genel olarak Kürt halkının kazanımları açısından önemli bir eşiğin aşılmasını sağladığı da belirtilebilir. Rojava’nın kazanımlarını salt Rojava açısından ele almaktan ziyade, genel bölgesel bağlam içinde ele alarak okumak daha gerçekçi olabilir.

ROJAVA’NIN GELECEĞİ VE BEKLEYEN GÖREVLER

HTŞ çeteleriyle yaşanan çatışmalı ortam, sadece HTŞ ile sınırlı değildir. Türk devleti ve konsensüs sağlayan güçlere karşı da bir savunma direnişidir. Telafisi mümkün olmayan bir kerteye varmadan anlaşmanın sağlanması, olumlu bir gelişmedir. Bundan sonrası için Rojava’ın kendi özüne dönmesi ve toplumsal örgütlemesini gerçekleştirmesi açısından önemli fırsatlar ortaya çıkardı. Yeniden bir idari sistem içinde kendi varlığını koruması ve geliştirmesi en temel görevlerdendir. Toplumsal alan ayağını mutlaka yeniden örgütleyerek halkın inşa ve savunma çalışmalarına katılımını aktifleştirmek de en önemli görev olmalıdır.

Rojava’nın ve Suriye’nin içinde bulunduğu sorunlar nihayete erdirilmiş değildir. HTŞ ile yapılan anlaşma da bir son anlamına gelmemelidir. Geleceğe dair belirsizlikler bütün ağırlığıyla varlığını korumaktadır. Mevcut durumun geçici olduğunu, içinde bulunduğumuz konjonktürle alakalı dönemsel bir sonuç olduğunu belirtmekte fayda vardır.

 

Ortadoğu’da taşlar henüz yerine oturmuş değildir. Bölgede öngörülen değişim ve kurulmak istenen yeni dizayn daha tam netleşmemiştir. Sorun alanları çözülerek sonuca da bağlanmış değildir. Hatta henüz işin başlangıcında olunduğunu söylemek, daha gerçekçi bir değerlendirme olacaktır.

 

Rojava’daki gelişmeler de aslında daha büyük çatışma ortamları için basit bir yol temizliğidir. İran ve Türkiye, sıranın kendilerine geleceğini bilerek güvenlik stratejilerini oluşturmaktadır. Bu nedenle Irak, Suriye-Rojava, Lübnan ve Filistin sorunları bu güvenlik stratejilerine göre yapılandırılmaktadır.

 

Ortadoğu’da, sınırlar da dahil olmak üzere ekonomik kaynakların ve enerji hatlarının denetim ile paylaşım savaşına daha yeni başlanıyor. Küresel güçlerin boy ölçüşeceği türden bir savaşın mevcudiyeti içinde, kalıcı anlaşmalar yapmak pek mümkün görünmemektedir. Bölgedeki konjonktür değiştikçe, siyasi dengeler de değişim gösterecektir. Bu değişim, birçok gücü olumlu ya da olumsuz etkileyecektir. Suriye geçici hükümeti de bir anlamda geçiciliğini korumaktadır. Kendisine duyulan ihtiyaç bitince, verilen görevin de sona erebileceğini akıldan çıkarmamak gerekir.

 

Meydana gelecek muhtemel İran eksenli değişiklikler, bölge ülkelerini ve özelde de Kürtlerin konumunu daha yakından etkileyecektir. Bu durum, bölgenin yeni konjonktürüne her açıdan hazırlıklı olmayı gerekli kılmaktadır.

 

Rojava savunması etrafında oluşan kitlesel helezoniyi ulusal birliğe taşımanın imkanları doğmuştur. Bundan sonrası için, kayıplar kadar başarı imkanları da oldukça fazladır. Süreci doğru okuyabilmek için yaşanmışlıklardan sağlıklı dersler çıkarmak şarttır.

 

Rojava’yı yeniden ayağa kaldırmanın ilk adımın da yanılgılarla, eksik ve hatalarla cesurca yüzleşmek olduğu gerçeği akıldan çıkarılmamalıdır. Çünkü demokratik sistemin yeniden inşası, önemli bir görev olarak herkesin önünde duran önemli bir görevdir. Hasar gören kitlesel bağların mutlaka onarılması için öz eleştirisel yaklaşım temelinde gerekli adımlar atılmalıdır.

 

Olası bölgesel gelişmelere bakıldığında, her şeye karşı hazırlıklı olmak, iç cepheyi tahkim etmek, ulusal birlik çerçevesinde Kürtlerin önünde duran temel görevlerden biridir. Bu nedenle Rojava’da birlik ruhunu geliştirmek, örgütlenmek ve gelişmelere hazırlıklı olmak kaçınılmaz ve ertelenemez bir görevdir.