JustPaste.it

Çiğdem Kılıçgün Uçar: Türkiye yönünü 27 Şubat çağrısına dönmeli!

DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Rojava’ya dönük saldırılar ve imzalanan anlaşma üzerinden 27 Şubat çağrısının güncelliğine dikkat çekerek Türkiye’nin yüzünü yeniden bu çağrıya ve Önder Apo'nun çözüm perspektifine dönmesi gerektiğini vurguladı.

ÇİĞDEM KILIÇGÜN UÇAR
  • ANF
  • HABER MERKEZİ
  • Perşembe, 5 Şubat 2026, 08:05

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Türkiye ve Kuzey ve Doğu Suriye'de yaşanan siyasi sürece dair değerlendirmede bulundu. Süreçle beraber 27 Şubat çağrısının önemine yeniden dikkat çeken Çiğdem Kılıçgün Uçar, "Hem buradaki süreç hem Suriye'ye dönük politikasında. Rojava'da yaşananlar ve Türkiye'nin oraya dahiliyet biçimi en açık şekilde 27 Şubat çağrısına sahip çıkmadığının bir göstergesi. Baş müzakereci Sayın Öcalan'ın etkisini kırmak yerine, Sayın Öcalan'la ilgili saldırıları öncelemek yerine onun Ortadoğu ile ilgili, Kürt halkının geleceği ile ilgili ve ülkelerin demokratik gelecekleri ile ilgili fikirlerine biraz daha kulak kabartmak ve yönünü buraya dönmek durumunda" dedi.

 

Son sürece dair değerlendirmede bulunan DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, sürecin çok boyutlu bir saldırı ve aynı zamanda kritik bir siyasal eşik olduğunu vurguladı. Sürecin yalnızca askeri değil, ideolojik ve siyasal bir boyut taşıdığına dikkat çeken Uçar, yaşananların 27 Şubat Çağrısı ile doğrudan bağlantılı olduğunu vurguladı. Uçar, saldırıların hükümetin güvenlik bağlamında yaptığı görüşmelerin ardından başladığını belirterek, “Aslında çok boyutlu bir dönemden ve çok boyutlu saldırılardan söz ediyoruz” dedi.

 

Türkiye’de 27 Şubat Çağrısı’ndan bu yana Kürt sorununun çözümünde güncellenmiş bir sürece girildiğini ifade eden Uçar, “Hem Kürt Özgürlük Hareketi’nin hem de Sayın Öcalan’ın söylemleri son derece cesaretli adımlar içeriyordu. Öyle bir noktaya gelindi ki Türkiye devletinin artık adım atmaktan kaçabileceği bir politik hat kalmamıştı” diye konuştu.

 

HALKLARI İÇ SAVAŞA ZORLAYAN BİR HAT İZLENDİ

 

Türkiye’nin bu süreçte adım atmak yerine Suriye’deki çatışmaların içine girdiğini belirten Uçar, şöyle devam etti: “Suriye’deki gelişmelerde Türkiye’nin varlığı biraz şuna benziyor. 27 Şubat çağrısında gelmiş olduğu nokta Türkiye’nin adım atması gereken bir noktaydı. Adım atmak yerine Suriye’de mevcut çatışmaların içerisinde yer almayı tercih etti. Ama geldiğimiz aşamada artık adım atması gerekiyor. Yani Suriye’deki gelişmeleri, Türkiye’de 27 Şubat çağrısının ve adım atması gereken durumun önüne koymuş oldu.”

 

Ortadoğu’daki genel tabloya da değinen Uçar, bölgede uzun süredir devam eden bir dizayn olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Amerika, Trump ilk seçildiğinde artık Ortadoğu’dan güçleriyle birlikte çekileceğini ifade etmişti. Peki o zaman kim ikame edecek? Anladığımız kadarıyla özellikle İbrahim Antlaşmaları üzerinden, yani Araplarla Yahudilerin yan yana getirildiği ve belli güvenlik ile ticari anlaşmaların yapıldığı bu süreçte, yeni dönemin Ortadoğu’daki hegemonik gücü İsrail’e biraz daha bırakılacak. Saldırılarla açığa çıkan bir şey daha var. Türkiye başta olmak üzere bütün ulus devletlerin kendi coğrafyalarında halkları karşı karşıya getirmesi politikası çok tali bir politikadır. Hatırlarsanız silah bırakma töreninden sonra Cumhurbaşkanı Türk, Kürt ve Araplardan oluşan bir ittifakı ne kadar önemsediklerini söylediler. Ama Suriye’de özellikle Şex Meqsud ve Eşrefiye Mahallesi üzerinden Kürtleri Araplarla bir iç savaşa zorlayan bir hat izlendi. Bu, Demokratik Suriye Güçleri’nin kazanımlarını berhava edecek bir iç savaş girişimiydi.”

 

KÜRT HALKININ KAZANIMLARI HEDEF ALINDI

 

Bu süreçte Kürtlerin kazanımlarının zayıflatılmak istendiğini vurgulayan Uçar, şöyle konuştu: “Kürtler Suriye’de yeniden bir savaş sürecine girsin, kazanımlar yara alsın ve Kürtler güçsüzleşsin üzerinden bir politika izlendi. Bu vesileyle hem 27 Şubat çağrısı hem de Demokratik Suriye Güçleri ile yapılacak mutabakat ve müzakere zeminleri zayıflatılsın istendi. Yani özü itibariyle Kürtlerin temsil ettiği sistemin, Kürt halkının ve özellikle Kürt kadınlarının iradesinin en zayıf haliyle masaya oturtulması hedeflendi.”

 

Rojava’nın tarihsel önemine işaret eden Uçar, şu değerlendirmeyi yaptı: “Rojava'da ise bütün bu saldırıları berhava edecek bir sistem açığa çıktı. Yani Kürt'ün inkarı meselesinin aslında bertaraf olduğu bir şeyi görmüş olduk. Kürt'ün statüsünün kazanıma dönüşebileceği, Kürt'ün statüsünün hayat bulabileceği bir sisteme dönüşmüş oldu. Bu da alanlarda, meydanlarda, bulunduğu her yerde Kürtlerin sahiplenmesiyle açığa çıktı. Rojava çok kritik bir yerde duruyor. Kürtlerin kendi kendini yönetebilme iradesinin açığa çıktığı bir sistem var. Kürtlerin diğer halklarla bir arada yaşayabileceğini gösteren bir sistem var. Yürütülen savaş hem ideolojik hem Kürt halkının iradesini hem de kadın mücadelesini hedef alıyor.”

 

AÇIĞA ÇIKAN BİRLİK RUHUNUN BİR MEKANİZMAYA DÖNÜŞMESİ ÖNEMLİ

 

Kürt birliğinin tarihsel bir eksiklik olduğuna dikkat çeken Uçar, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kürt mücadele tarihindeki en önemli eksiklerden biri siyasal, politik ve toplumsal birlik meselesiydi. Ulus devletler bu zayıflığı saldırı zemini olarak kullandı. Ama Rojava’da Kürt inkarının berhava olduğu, Kürt statüsünün kazanıma dönüşebileceği bir sistem açığa çıktı. Sayın Öcalan'ın ifade etmiş olduğu perspektifin halen daha geçerli olduğunu, özellikle Rojava'da açığa çıkan dayanışmanın ve birlik ruhunun da bir mekanizmaya dönüşmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Kürtler bence buna hazır. Bir mekanizmanın oluşması ve buna kimin öncülük edeceği meselesinden öte, Kürt Birliği'nin kazanımlarını önceleyen bir adla, bir yöntemle çalışmanın yürütülmesi önemlidir diye düşünüyoruz. Dolayısıyla bugün Kürt Birliği kendisini sokaklarda, demokratik eylemlerde ispat etmiştir. Rojava'nın savunulmasında çok önemli bir güç olmuştur. Şimdi bunu ete kemiğe büründürecek bir sistematiğe dönüştürmek lazım. Dört parçada bütün siyasi yapıların ve partilerin birbirleriyle ilişkileri var. Bu ilişkiler daha da güçlenmeli. Çünkü herhangi bir parçada Kürt'e dönük inkar, Kürt'e dönük baskı politikası varken bunu görmezden geliyor olmak her dönem birbirimize kaybettirdi.”

 

ANLAŞMA SURİYE'NİN GELECEĞİNE DÖNÜK KRİTİK BİR EŞİK

 

İmzalanan anlaşmanın önemine değinen Uçar, şu ifadeleri kullandı: “Bu saldırılardan sonra imzalanan anlaşma ne basit bir kazanım ne de bir kayıptır. Bu anlaşma savaş yerine müzakerenin kazandığını göstermiştir. İnsanların ölümü yerine müzakerenin ve ortak yaşamın önünü açan, Suriye’nin geleceği açısından kritik bir eşiktir. En başından beri Demokratik Suriye Güçleri bir savaşa çekilmek istense de diplomasiden, müzakereden ve çözüm aklından hiçbir zaman uzaklaşmadılar. Bunu bir kazanım olarak görmek gerekiyor. İnsanların ölümünün önüne geçen, halkları birbirine karşı kışkırtan bir sistemin önüne geçen bu anlaşmanın kendisi insani açıdan, ortak yaşam açısından ve demokratik mücadele açısından çok çok önemli. Bunu önce görünür kılmak gerekiyor. Bu aynı zamanda Suriye'nin geleceğine dönük de kritik bir eşik."

 

BU SÜREÇ HAYAT BULUNCAYA KADAR ETKİNLİKLER DEVAM EDİLECEK

 

Sayın Abdullah Öcalan’ın uyarılarını hatırlatan Uçar, anlaşmanın hayata geçiş sürecine dair de aktarımlarda bulunarak inşa edilecek sistemin önemine dikkat çekti. Uçar, “Sayın Öcalan ‘Suriye’de çözüm olmazsa yeni Gazzeler yaratılır’ demişti. 6 Ocak’ta başlayan saldırıların her biri Kürt’süz bir Orta Doğu tahayyülünün parçasıydı. Bu anlaşma halkları birbirine kırdıran bu sistemin önüne geçti. O yüzden anlaşmanın maddelerinin yavaş yavaş hayata geçmesi önemli. Ama resme bir bütün olarak baktığımızda savaşın yerine kazanan müzakere aklının öneminin belirleyici olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda elbette ki Demokratik Suriye Güçleri'ne dönük Sayın Öcalan'ın çağrıları, uyarıları ve müdahalesi de önemli bir yerde duruyor. Bu bir başlangıçtır; dolayısıyla sonuçlanmış bir şey değildir. Bu ateşkesin ya da bu anlaşmanın hayat bulması, bu anlaşmanın uygulanmaya başlanması, demokratik entegrasyon dediğimiz o kademeli yaşamanın hayat bulması meselesinde Demokratik Suriye Güçleri yalnız bırakılamaz. İlk günden bugüne sokaklarda olan Kürt halkının dostlarının bu süreci yakinen takip etmesi gerekir. Bu süreç hayat buluncaya kadar da demokratik etkinliklerimizi, eylemlerimizi devam ettireceğiz."

 

TÜRKİYE YÖNÜNÜ 27 ŞUBAT ÇAĞRISINA DÖNMELİ

 

Türkiye’nin sorumluluğuna da dikkat çeken Uçar, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı: “Rojava’ya dönük saldırılar, 27 Şubat çağrısına sahip çıkılmadığının göstergesidir. Türkiye tarihi bir fırsatla karşı karşıyadır. Kürt halkının varlığını ve kimliğini kabul eden bir yaklaşım geliştirilmelidir. Sayın Öcalan’ın Ortadoğu’nun ve halkların demokratik geleceğine dair fikirlerine kulak verilmelidir. 27 Şubat Çağrısı’nın gerektirdiği adımlar komisyondan siyasi partilere ve devlet mekanizmasına kadar herkes tarafından atılmalıdır. Türkiye hem yüzünü 27 Şubat çağrısına dönmeli, hem de baş müzakereci olarak kabul ettiği, görüşmeler gerçekleştirdiği Sayın Öcalan'ın etkisini kırmak yerine, Sayın Öcalan'la ilgili saldırıları öncelemek yerine onun Ortadoğu ile ilgili, Kürt halkının geleceği ile ilgili ve ülkelerin demokratik gelecekleri ile ilgili fikirlerine biraz daha kulak kabartmak ve yönünü dönmek durumunda."