JustPaste.it

161aab68d805cd5287a978cd3d765e47.jpg

Kırılan komplo, başlayan eşik

Forum Haberleri —

1 Şubat 2026 Pazar - 19:30

 

  • Kürt halkı kendisine dayatılan soykırım planını durdurdu, ancak geleceğini henüz garanti altına almadı. Direniş, yalnızca cephede değil, siyasette, diplomaside ve ulusal birlik zemininde yürütülmelidir.

Özerk Yönetim ile Şam arasında açıklanan ateşkes ve anlaşma çerçevesi, yüzeysel okunduğunda bir 'rahatlama' ya da ‘hayal kırıklığı’ anı gibi algılanabilir. Oysa bu anlaşma, ne bir barış anlaşmasıdır ne de bir nihai çözüm belgesidir. Bu nedenle anlaşmanın anlamı, ancak tarihsel bağlamı ve siyasal dengeler içinde değerlendirildiğinde doğru biçimde kavranabilir.

 

Öncelikle şu tespit açıkça yapılmalıdır; Kürt halkının temel talepleri bu metinle karşılanmış değildir. Siyasal statü, anayasal güvence, uluslararası garanti ve öz savunmanın kalıcı bir hukuki çerçeveye kavuşması gibi başlıklar, belirsizliğini koruyor. Buna karşılık, Türkiye ve Şam yönetiminin hedeflediği mutlak tasfiye planı da hayata geçirilemedi. Bu durum, ortaya çıkan anlaşmanın bir 'ara denge'yi yansıttığını gösteriyor. Bu nedenle söz konusu anlaşma bir sonuç değil, bir eşiği ifade ediyor.

 

Plan geri çekildi, iptal edilmedi

Bu eşik, uluslararası sistemin Ortadoğu’da Kürtleri statüsüz, savunmasız ve örgütsüz bırakmaya dönük planının, ilk kez bu ölçekte fiilen durdurulmuş olması bakımından tarihsel bir anlam taşıyor. Rojava’da gelişen askeri ve toplumsal direniş, yalnızca belirli bir coğrafyanın savunulmasıyla sınırlı kalmadı, dört parça Kürdistan’da ve diasporada ulusal ölçekte bir siyasal mobilizasyon yarattı. Bu basınç, uluslararası aktörleri kendi kurdukları denklemi geri çekmeye zorladı. Bugün ortaya çıkan antlaşmanın varlık nedeni budur. Uluslararası planın geri çekilmesinin nedeni, niyet değişimi değil, maliyet artışıdır. Kürt direnişi, sahada askeri, toplumsal ve diplomasi alanında siyasal bir basınç yaratarak planı sürdürülemez hale getirti. Tasfiye konsepti zaman kazanamadı, sessiz ilerleyemedi ve meşruiyet üretemedi. Bu nedenle plan geri çekildi fakat tamamen iptal edilmedi.

 

Bu tablo, Kürt tarihinin önceki kırılma anlarıyla karşılaştırıldığında daha net anlaşılır. I. Dünya Savaşı sonrasında Kürt halkı, örgütsüzlük, ulusal birlikten yoksunluk, yerelcilik ve siyasal perspektif eksikliği nedeniyle Zîlan, Agirî, Dêrsim ve Şêx Seîd direnişlerinin ardından ağır bir soykırım süreciyle karşı karşıya kalmıştı. O dönemde alınan kararlar da bugünkü gibi Kürt varlığını tasfiyeyi hedefliyordu. Kürtler, o süreçte bu planı durdurabilecek bir örgütlü iradeye sahip değildi. Bugünkü fark, tam olarak buradadır. Bu kez Kürt halkı örgütlüdür, siyasal bir iradeye, toplumsal bir güce ve yol haritasına sahiptir. Bu nedenle ilk kez, uluslararası ölçekte alınmış bir tasfiye kararı sahada boşa çıkarıldı. Bu gerçek, imzalanan metnin içeriğinden bağımsız olarak tarihsel bir kırılmayı ifade ediyor. Bu kırılma, tehlikenin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Komplo geri çekildi fakat dağıtılmadı. Bu nedenle anlaşmayı bir 'rahatlama' olarak okumak da, sürecin sona erdiğini düşünmek de yanıltıcıdır.

 

Siyasi akıl, örgütlülük ve ulusal birlik

Asıl mücadele, tam da bu noktadan sonra başlıyor, çünkü bu anlaşma, iki farklı siyasal hattın da önünü açık bırakıyor;

 

* Merkezi ulus-devlet çizgisinin, yani Kürtleri yeniden merkeze entegre etmeyi hedefleyen tasfiye siyasetinin ilerlemesi,

 

* Özerk Yönetim'in güçlendirilmesi, statünün siyasal güvenceye kavuşturulması ve Kürt halkının özne olarak tarih sahnesinde yerini almasıdır.

 

Hangi hattın belirleyici olacağı, bundan sonra sahadaki askeri dengelerden çok, siyasal aklın, örgütlü halk iradesinin ve ulusal birlik kapasitesinin nasıl inşa edileceğiyle belirlenecektir. Bugün yaşananlar, Kürt halkı açısından iki ihtimali aynı anda barındırmaktadır; bir yüzyıl daha kaybetme riski ya da tarihsel bir kazanımı kalıcı hale getirme imkânı. Bu nedenle anlaşmanın gerçek anlamı şudur; Kürt halkı kendisine dayatılan soykırım planını durdurdu, ancak geleceğini henüz garanti altına almadı. Eşik tam da buradadır. Eşikler, ancak bilinçli siyasetle aşılır.

 

Bugün askeri saldırı, yerini siyasi baskıya, müzakere adı altında zamana yayılmış entegrasyona bırakmak istiyor. Bu nedenle direnişin yeni biçimi, artık yalnızca cephede değil, siyasette, diplomaside ve ulusal birlik zemininde yürütülmelidir. Direnişin yarattığı bu tarihsel imkân, ancak örgütlü bir akılla kalıcı kazanıma dönüşebilir. Aksi halde, geri çekilen komplo başka bir formda geri döner. Tarihsel eşikler tam da böyledir, doğru irade gösterilirse kazanıma, tereddüt edilirse yeni kayıplara açılır.

 

Bu sürecin anahtarı nettir; Ulusal Kongre. Ulusal Kongre, Kürt halkının dört parçada ortak akıl üretme, ortak diplomasi yürütme ve kaderini birlikte tayin etme iradesidir. Bugün böyle bir kongre toplanmazsa yarın herkes kendi parçasında ayrı ayrı pazarlık masalarına çekilir. Bu da bir yüzyıl daha kaybetmek demektir. Dolayısıyla bu kongre, parçalı pazarlıkların yerine ortak siyasal aklı koymadıkça, her parça ayrı masalarda ayrı bedeller ödemeye zorlanacaktır.

 

Aynı şekilde, ortak diplomasi artık ertelenemez bir görevdir. Kürtlerin sesi parçalı çıktıkça, uluslararası aktörler bu boşluğu kendi çıkarları doğrultusunda dolduracaktır. Oysa son haftalarda ortaya çıkan halk seferberliği göstermiştir ki; Kürtler birleştiğinde dünya dengeleri değişebiliyor. Bu güç, kalıcı hale getirilmelidir.

 

Son olarak, öz savunma meselesi de bir siyasal varlık meselesidir. Kendini savunamayan bir halk, müzakere masasında eşit olamaz. Savunma, saldırganlık değil, varlığın teminatıdır. Rojava direnişi bu gerçeği tüm açıklığıyla gösterdi.

 

Özetle, bugün imzalanan metin, bir son değil, bir başlangıçtır. Ya bu eşik ulusal irade, örgütlü mücadele ve ortak diplomasiyle aşılır ya da tarih bir kez daha 'kaçırılan fırsatlar' hanesine yazılır. Artık Kürt halkının lüksü yoktur. Bu eşik geçilmezse bedeli ağır olur. Geçilirse tarih, ilk kez Kürtlerin lehine döner.