Epstein dosyaları: Kötülüğün çıplak hali, sıradanlaşma ve cezasızlık düzeni
Dünyanın farklı bölgelerinde benzer suç şebekeleri ve cinsel şiddet ağları karşısında tekrar eden sessizlikler ve sistematik cezasızlık, “Epstein evreni” diye adlandırabileceğimiz küresel mimarinin, yapısal temelini oluşturuyor.

Kötülük en çıplak haliyle ortaya çıktığında, kuşkusuz esas önemli olan, karşısında buna denk bir öfke ve tepkinin ortaya çıkmasıdır. Aksi halde kötülüğün sıradanlaşmasına ve yeni biçimlerde sürdürülmesine bir kez daha tanık olacağız.
Hepimiz bu meseleye kendi bakış açımızla yaklaşıyor ve anlamaya çalışıyoruz. Ortaya saçılan milyonlarca sayfa, yaşadığımız dünyanın ne denli ürkütücü ve güvensiz olduğunu bir kez daha hatırlattı. Oysa bunu zaten biliyorduk. Küresel ölçekte tepkilerin yetersizliği, doğru zamanda ve doğru yerde ortaya konulamaması ve örgütsüzlük, sürekli biçim değiştirerek ve yaygınlaşarak varlığını sürdüren küresel suç ağları karşısında bizi daha kırılgan hale getirdi.
Önce sorunu doğru teşhis etmek gerekir - gerçi açıkçası buna bile gerek yok. Böylesine açık, böylesine çıplak bir kötülük ve barbarlık karşısında ilk tepkimizin son derece sert olması gerekiyordu.
Bugün hala bir suskunluk varsa - ister siyasette, ister medyada, ister kültür dünyası ve demokratik muhalefette - bu hem korku imparatorluğunun ne denli yayıldığının hem de suçun büyüklüğünün ve toplumsal çürümenin derinliğinin göstergesi olabilir.
Bu olgunun ne konjonktürel ne de yeni olmadığını kavramak gerekiyor; tarihsel bir derinliğe sahiptir. Dünyanın farklı bölgelerinde benzer suç şebekeleri ve cinsel şiddet ağları karşısında tekrar eden sessizlikler ve sistematik cezasızlık, “Epstein evreni” diye adlandırabileceğimiz küresel mimarinin, yapısal temelini oluşturuyor. Ortaya çıkanların ise buzdağının sadece görünen yüzü olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Bugünkü tablo, cinsel şiddet, pedofili, yozlaştırma ve şantajla tahakküm içeren pratiklerin uzun yıllar boyunca normalleştirilmesi ve meşrulaştırılması sürecinin ürünüdür. Cezasızlık politikalarının köklü bir geçmişi vardır. Modern devlet biçimleri ve yargı sistemleri de büyük ölçüde derin eşitsizlikler ve adaletsizlikler üzerine inşa edilmiştir.
Bu yapısal çerçeve, söz konusu şiddetin basit sapmalar değil, onları tolere eden, içine alan ve sonunda koruyan bir sistemin merkezi mekanizmaları olduğunu anlamamızı sağlar.
Kapitalist sistem aklının yarattığı tahribatların ötesinde, asıl kaygı verici olan; yöneticiler, siyasetçiler, bürokratlar, iş insanları, entelektüeller, sanatçılar, gazeteciler ve daha niceleri dahil olmak üzere her kesimden çok sayıda elitin, tüm ahlaki sınırları aşarak bu yapıya şaşırtıcı bir kolaylıkla eklemlenebilmesidir. Ortada derin ve ürkütücü bir yozlaşma vardır.
Buna, dini referanslara yaslanan aktörlerin tarihsel rolünü de eklemek gerekiyor. Bunlar, kalıcı bir ideolojik matris temelinde kadın ve çocuk bedenlerinin metalaştırılmasının sürdürülmesinde ağır sorumluluk taşımaktadır.
Özellikle bazı dini çevrelerde, kız çocuklarıyla evliliğe izin veren fetvalar hala açıkça verilebiliyor. Çeşitli tarikat ve cemaatlerde sistematik biçimde örtbas edilen cinsel şiddet ve tecavüz skandalları ardı ardına ortaya çıkıyor.
Yüzyıllardır kendini dayatan ve toplumun en kırılgan katmanlarına kadar sızan bu anlayışın payı asla inkâr edilemez.
Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ABD’de ortaya çıkan Epstein ağı dışında, her ülkenin kendi “Epstein”leri vardır. Bunların etrafında kökleşmiş cezasızlık ağları örülmüştür.
Tüm bu dinamikler birbirinden kopuk değildir. Sonuçta ortaya çıkan şey, kolektif sessizlikle sıradanlaştırılan, ardından meşrulaştırılan ve nihayetinde hayatlarımızı kuşatarak geleceğimizi tehdit eden sistemik bir şiddet ağıdır. Bu, aniden ortaya çıkmış küresel bir suç düzeni değil; uzun süre içinde inşa edilmiş bir sistemdir. Bu yapıların ve onları koruyanların tüm çıplaklığıyla görünür kılınması, bugünkü durumun ciddiyetini kavramanın temel koşuludur.
Toplumsal yapıların ileri düzeyde çözülmeye uğradığı ve dünyanın derin biçimde ahlaksız çıkarlar etrafında örgütlendiği bir bağlamda, temel soru artık çıkış yollarının ne olduğu sorusudur. Ancak her gerçek dönüşüm perspektifi, öncelikle hesap soran, adalet talep eden ve sorumluluk mekanizmalarını dayatan, isyan eden güçlü bir toplumsal cephe inşasını gerektirir.
Çünkü mevcut yozlaşmış iktidarların bu suç ağlarının üzerine gerçekten gideceğini beklemek gerçekçi değildir. Karşımızda çürümüş bir burjuva sınıfı, kangrenleşmiş bir sistem var. Nitekim ifşa edilen belgeler, bir mimariye işaret ediyor. Basit bir suç şebekesinin ötesinde, çok yaygın örgütlenmiş bir şantaj ve kontrol sistemini ortaya çıkarıyor. Kapitalizmin ahlaki çöküşünü ifade etse de bu sistem hala ayakta ve hakim. Bu nedenle mevcut iktidar yapıları en fazla yeni çıkar ağlarının nasıl kurulabileceğini, toplumsal faydayı gözetmeyen yeni bir adaletsizlik mekanizmasının nasıl işletileceğini düşünebilirler.
Hiç kuşku yok ki devlet aygıtları ve sermaye grupları; dijital ağlar ve medya aracılığıyla, aynı zamanda yeni şantaj ve korku mekanizmalarını kullanarak çıkarlarının gerektirdiği yönde yön değiştirmeye, dikkat dağıtmaya, kafa karıştırmaya ve unutturmaya çalışacaktır. İşte tam da bu nedenle hiç şaşmadan doğrudan sorunun kaynağını hedef alan gerçek bir toplumsal tepkiye ihtiyaç vardır.