HABER MERKEZİ- Mücadele, bir sosyal medya gösterisi değildir. Tarih, etkileşim sayılarıyla yazılmaz. Bir halkın özgürlük arayışı, ekran başında dağıtılan milliyetçilik sertifikalarıyla ölçülemez.
Barış ve Demokratik Toplum süreciyle birlikte, sürece karşıtlığı siyasal bir çizgi hâline getiren bazı sosyal medya hesaplarının nasıl yoğun bir biçimde öne çıktığı herkesin görebileceği bir gerçekliktir. Ancak burada asıl tartışılması gereken mesele, barış sürecine yönelik eleştirilerin varlığı değildir. Çünkü her siyasal süreç eleştirilebilir, sorgulanabilir ve tartışılabilir. Asıl mesele, eleştiri adı altında yürütülen sistematik hakaret, manipülasyon, dezenformasyon ve hedef göstermeye dayalı dijital saldırıların niteliğidir.
Ortada ciddi bir çelişki var: Kendilerini milliyetçi, yurtsever ve Kürt halkının çıkarlarını savunan kişiler olarak tanıtan bazı hesaplar, siyasal eleştiri sınırlarını aşarak Kürt halkının tarihsel mücadelesine, bu mücadelenin önderliğine ve kolektif hafızasına yönelik ağır bir saldırı dili üretiyor. Tartışma yürütmek yerine hakaret ediyor, tez ortaya koymak yerine manipülasyona başvuruyor, siyasal bir alternatif geliştirmek yerine öfkeyi ve düşmanlığı örgütlüyorlar.
Peki, bu hesaplar kimdir? Hangi siyasal çevrelerle ilişkilidirler? Hangi toplumsal gerçeklikten besleniyorlar? Ve en önemlisi, Kürt halkının özgürlük mücadelesi hakkında bu kadar büyük iddialarda bulunanların, söz konusu mücadelenin ağır bedellerle dolu tarihine karşı sorumlulukları nedir?
Bu soruların yanıtları, yalnızca sosyal medya tartışmalarında değil, Kürt siyasetinin tarihsel ve ideolojik çatışmalarında aranmalıdır.
KONFOR ALANINDAN MİLLİYETÇİLİK, EKRAN BAŞINDAN KAHRAMANLIK!
Dikkatli bir gözlem yapıldığında, süreç karşıtı söylemin bir bölümünün Avrupa merkezli dijital ağlarda yoğunlaştığı ve bazı hesapların KDP çevreleriyle ilişkili siyasal söylemler taşıdığı görülüyor. Elbette her eleştirel hesabı aynı çevreye bağlamak ya da somut kanıt olmaksızın bütün bir siyasal topluluğu tek bir kategoriye yerleştirmek doğru değildir. Ancak belirli hesapların kullandığı dil, tekrar eden iddiaları ve siyasal yönelimleri ciddi biçimde sorgulanmayı hak ediyor.
Burada karşımızda duran temel sorun, bir siyasi partiye yakın olmak ya da farklı bir Kürt siyasal çizgisini savunmak değildir. Sorun, kendi siyasal pozisyonunu savunmak adına başka bir mücadele geleneğini aşağılamayı, hakaret etmeyi ve tarihsel gerçekliği çarpıtmayı bir propaganda yöntemine dönüştürmektir.
Kürt halkının özgürlük mücadelesi, sosyal medyada birkaç slogan paylaşarak, milliyetçi etiketler kullanarak ya da başkalarına kimlik dersi vererek anlaşılabilecek bir mücadele değildir. Bu tarih; ağır bedellerin, baskıların, yasakların, cezaevlerinin, sürgünlerin, kayıpların ve kuşaklar boyunca biriken direniş deneyimlerinin tarihidir.
Tam da bu nedenle, hayatı boyunca bu mücadelenin ağır koşullarıyla doğrudan yüzleşmemiş insanların, ekranlarının arkasına saklanarak yılların birikimini aşağılamaları ve kendilerini mücadele ölçüsü olarak sunmaları ciddi bir siyasal ve ahlaki çelişki yaratmaktadır.
Bir halkın mücadelesi, sosyal medyada kimin daha yüksek sesle bağırdığıyla ölçülemez. Yurtseverlik, profil fotoğrafına bir bayrak koymakla kanıtlanamaz. Milliyetçilik iddiası, başkalarına hakaret etmekle meşrulaşamaz. Hele ki bir halkın tarihsel direnişini küçümseyerek kendi siyasal kimliğine değer kazandırmak hiç mümkün değildir.
Mücadele, bir sosyal medya gösterisi değildir. Tarih, etkileşim sayılarıyla yazılmaz. Bir halkın özgürlük arayışı, ekran başında dağıtılan milliyetçilik sertifikalarıyla ölçülemez.
ELLİ YILLIK MÜCADELENİN TARİHİNE EKRAN BAŞINDAN HÜKMETMEK
Kürt özgürlük mücadelesi, yarım asra yaklaşan tarihi boyunca yalnızca siyasal bir hareket olarak değil, aynı zamanda kimlik inkârına, kültürel baskılara ve tarihsel görünmezliğe karşı yürütülen geniş bir toplumsal mücadele olarak şekillendi. Bu mücadelenin bedellerini, kazanımlarını, yanlışlarını ve çelişkilerini tartışmak elbette mümkündür. Hatta ciddi bir siyasal değerlendirme, eleştiriden ve özeleştiriden uzak duramaz. Fakat eleştiri ile hakaret arasında, siyasal muhalefet ile sistematik karalama arasında açık bir ayrım vardır.
Bir hareketin politikalarını eleştirmek başka şeydir; onun tarihsel varlığını aşağılamaya, destekçilerini düşmanlaştırmaya ve liderliğini hakaretler üzerinden itibarsızlaştırmaya çalışmak başka şeydir. Bir süreci sorgulamak başka şeydir; doğrulanmamış iddiaları gerçekmiş gibi dolaşıma sokarak halkın algısını yönlendirmeye çalışmak başka şeydir.
Özellikle Kürt halk Önderi Abdullah Öcalan ve Kürt özgürlük hareketi söz konusu olduğunda, bazı hesapların kullandığı dilin siyasal tartışma sınırlarını aştığı görülüyor. Burada mesele, herkesin aynı düşünceyi benimsemesi gerektiği değildir. Mesele, tarihsel ağırlığı olan bir siyasal konunun hakaret, çarpıtma ve manipülasyon üzerinden tartışılmaz hâle getirilmesidir. Eğer bir siyasal çizgiye itirazınız varsa, ortaya tez koyun. Eğer bir müzakere sürecine karşı çıkıyorsanız, gerekçelerinizi açıklayın.
Eğer başka bir gelecek tasavvurunuz varsa, onu somutlaştırın. Kürt halkının geleceğine ilişkin bir iddianız varsa, bunu sloganların arkasına saklanmadan tartışın. Ancak bütün bunların yerine hakaretleri, asılsız haberleri ve kişisel saldırıları koyuyorsanız, yaptığınız şey siyasal eleştiri değildir. Bu, tartışma alanını zehirleyen bir propaganda pratiğidir.
DİJİTAL KORUCULUK: YENİ DÖNEMİN ESKİ ZİHNİYETİ
Tam da bu noktada “dijital koruculuk” kavramı üzerinde durmak gerekiyor. Burada koruculuk kavramını yalnızca tarihsel ve kurumsal anlamıyla değil, bir siyasal tutumun metaforu olarak kullanıyoruz: Kendi siyasal konumunu güçlendirmek için egemen söylemlere yaslanan, halkın kolektif mücadelesini içeriden itibarsızlaştırmaya çalışan ve bunu dijital araçlarla yürüten bir yaklaşım.
Dijital koruculuk, eleştiriyi ortadan kaldırmak isteyen bir kavram değildir. Tam tersine, eleştirinin nasıl bir manipülasyon aracına dönüştürülebildiğini sorgulayan bir kavramdır. Bu yaklaşımda sosyal medya hesabı bir tartışma alanı olmaktan çıkar; itibarsızlaştırmanın, öfke üretmenin ve siyasal düşmanlıkları derinleştirmenin aracına dönüşür.
Hakaret, argümanın yerini alır. Tekrar edilen iddia, kanıtın yerini almaya başlar. Bir haberin doğruluğu araştırılmadan binlerce kişiye ulaştırılması, siyasal faaliyetin sıradan bir yöntemi gibi sunulur. Böylece dijital alan, halkın bilinçlenmesine katkı sunan bir mecra olmaktan uzaklaşarak halkın kendi içinde karşı karşıya getirilmesine hizmet edebilir.
Dijital koruculuğun en büyük çelişkisi de burada ortaya çıkar: Kürt halkının çıkarlarını savunduğunu ileri sürerken Kürt toplumunun siyasal tartışma kültürüne zarar vermek; yurtseverlik iddiasında bulunurken farklı düşünen Kürtleri aşağılamak; halkın geleceği adına konuşurken halkı manipüle edilebilir bir kitle olarak görmek.
Bunun adı ne gerçek bir siyasal cesarettir ne de halkın özgür iradesine duyulan saygıdır. Çünkü dijital çağda da eski bir gerçek geçerlidir: Bir halkın mücadelesini zayıflatmanın yollarından biri, onun tarihini değersizleştirmek ve kendi içindeki tartışmaları düşmanlığa dönüştürmektir.
BARIŞ SÜRECİNE KARŞI ÇIKMAK MI, HALKIN İRADESİNİ MANİPÜLE ETMEK Mİ?
Barış süreci etrafındaki tartışmaların merkezinde, Kürt halkının geleceği, siyasal talepleri ve onlarca yıldır biriken sorunların nasıl çözüleceği bulunmalıdır. Bu kadar tarihsel ve toplumsal ağırlığı olan bir konuda farklı görüşlerin ortaya çıkması doğaldır. Ancak süreç karşıtlığını sürekli hakaret, korku üretimi ve doğrulanmamış iddialarla beslemek, toplumsal tartışmanın niteliğini düşürür. İnsanların kaygılarını anlamak yerine onları öfkeye sürüklemek, somut sorulara yanıt vermek yerine düşmanlık üretmek, siyasal sorumluluk üstlenmek yerine dijital linçlere katılmak, halkın sağlıklı karar verme imkânını zedeler.
Barışa, müzakereye ya da belirli bir siyasal yönteme karşı çıkan herkes aynı kefeye konulamaz. Fakat kim hangi tarafta durursa dursun, kullandığı dilin, yaydığı bilginin ve yaptığı propagandanın sorumluluğunu taşımak zorundadır. Bir sürece karşı çıkabilirsiniz. Bir liderliği eleştirebilirsiniz. Bir örgütün stratejisini yanlış bulabilirsiniz. Farklı bir ulusal veya siyasal perspektif savunabilirsiniz. Bunların hepsi siyasal tartışmanın parçasıdır. Ama eleştiriyi hakarete, muhalefeti dezenformasyona ve milliyetçiliği dijital saldırganlığa dönüştürdüğünüz anda, tartışmanın niteliğini değiştirmiş olursunuz.
Kürt halkının ihtiyacı, birbirine hakaret eden hesapların çoğalması değil; tarihini bilen, iddialarını kanıtlarla temellendiren, farklılıklarını tartışabilen ve geleceği konusunda kendi iradesini özgürce ortaya koyabilen bir toplumsal alandır. Dijital koruculuğa karşı mücadele de tam olarak burada başlar: Hakikati savunmakta, manipülasyonu teşhir etmekte, siyasal sorumluluk talep etmekte ve halkın iradesini sosyal medya propagandasının nesnesi olmaktan çıkarmakta.
Çünkü hiçbir halkın tarihi birkaç hesabın öfkesinden ibaret değildir. Hiçbir mücadelenin anlamı, dijital hakaret kampanyalarıyla ortadan kaldırılamaz. Ve hiçbir siyasal iddia, yalnızca başkalarını aşağılayarak haklı hâle gelemez.
Hebun MAWA
