“Orta Doğu, Üçüncü Dünya Savaşı’nın en karanlık zeminine sürükleniyor”
Aykan Sever, ABD’nin savaş merkezli küresel stratejisinin Orta Doğu’da yeni çatışma alanları yarattığını, İran, Irak ve Türkiye’de izlenen politikaların bölgeyi daha derin bir kaosa sürüklediğini vurguladı.

Gazeteci Aykan Sever, Orta Doğu’da yaşanan çatışmaları Üçüncü Dünya Savaşı bağlamında değerlendirerek, ABD’nin Birleşmiş Milletler dışı yeni ittifaklar kurmaya çalıştığını, İran’ın askeri ve siyasi baskı altında uzlaşmaya zorlandığını, Irak’ın yeni bir kırılma alanı haline geldiğini ve Batı Asya genelinde toplumsal, siyasal ve ekolojik bir çözülme yaşandığını söyledi. Sever’e göre Türkiye de bu sürecin dışında değil; devletin bekası adına yürütülen politikalar toplumun parçalanmasına, bölgesel savaş stratejilerinin iç siyaseti belirlemesine ve demokratikleşme iddialarının yapısal sorunlar karşısında anlamsızlaşmasına yol açtı.
“ABD, GÜNEY AMERİKA’DA BASKIYI KADEMELİ OLARAK DERİNLEŞTİRDİ”
Gazeteci Aykan Sever, yeni yılla birlikte küresel gerilimlerin farklı coğrafyalarda yeni alanlar bularak büyüdüğünü belirterek süreci şu sözlerle anlattı: “Üçüncü Dünya Savaşı dediğimiz süreç, yeni yılla birlikte büyümek ve genişlemek için kendine yeni mecralar buldu. Yılın ilk günlerinde Venezuela’da Maduro’ya yönelik bir Amerikan operasyonu düzenlendi ve Maduro kaçırıldı. Özellikle Abyala kıtasında dikkat çekici bir tablo ortaya çıktı.”
Sever, söz konusu gelişmelerin ardından ABD’nin bölgeye dönük politikasının daha açık bir baskı hattına dönüştüğünü vurgulayarak değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Bu operasyonun ardından Venezuela yönetimi ile Trump yönetimi aynı hizaya geldi; Washington’un taleplerinin büyük bölümünün yerine getirildiği görüldü. Ardından Trump doğrudan Küba’yı hedef aldı. Küba halkı ağır bir abluka altında tutuluyor, özellikle enerji alanında ciddi açıklar oluşuyor. Meksika üzerinden gönderilmek istenen yardımlar engelleniyor. Meksika dahil olmak üzere Amerika’nın güneyindeki ülkeler Trump yönetimi tarafından sıkıştırılıyor; bölgedeki yönetimler Amerikan baskısı altına alınıyor ve adeta birer sömürge valisi düzeyine indirgenmek isteniyor. Zaten tüm bunlar Amerikan yönetiminin yeni ulusal güvenlik stratejisiyle de doğrudan bağlantılı. Ama Trump'ın bu hamlelerine tepkiler de var.”
“ABD, BİRLEŞMİŞ MİLLETLER DIŞINDA YENİ BİR DÜZEN KURMAYA YÖNELDİ”
Gazeteci Aykan Sever, Gazze üzerinden yürütülen tartışmaların daha geniş bir kurumsal arayışa işaret ettiğini belirterek ABD’nin bu başlık altında yeni bir yapı inşa etmeye çalıştığını şu sözlerle aktardı: “Trump, Gazze meselesi üzerinden Birleşmiş Milletler’e alternatif bir kurum oluşturmaya yöneldi. Buna Barış Kurulu adını verdi; Türkiye’nin de dahil olduğu bir yapıdan söz ediyoruz. Üçüncü Dünya Savaşı çerçevesinde bakıldığında Amerikan yönetimi, Birleşmiş Milletler’in dışında, dünya düzenine kendi liderliğinde yön verecek bir birlik kurmaya çalışıyor.”
Sever, bu stratejinin tüm ülkeler tarafından aynı biçimde karşılanmadığını ifade ederek küresel dengelerde ortaya çıkan farklılaşmayı şöyle değerlendirdi: “Bu hamleler tüm aktörlerle uyumlu ilerlemedi. Kanada, Çin’le stratejik anlaşmalar yaparak Pekin’e yakınlaşmayı tercih etti. İngiltere için de benzer bir süreç yaşandı; Londra ile Pekin arasında karşılıklı adımlar atıldı. Avrupa Birliği ise Hindistan’la stratejik ortaklık kurdu, aynı zamanda Mercosur ülkeleriyle serbest ticarete dayalı bir işbirliğine yöneldi. Bu tablo, Amerika belirli bir strateji izlerken bazı ülkelerin farklı arayışlara girdiğini gösterdi. Batı Asya’da ise ABD, İsrail merkezli bir ittifaklar bütünü oluşturmaya çalıştı. Bu hatta İsrail’in yayılmacı siyasetini kollayan bir yönelim öne çıktı; Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün, Yunanistan, Kıbrıs, Arnavutluk, Azerbaycan, HTŞ yönetimindeki Suriye, Lübnan ve Dürziler bu çerçevede anabiliriz.”
“AMERİKA İÇİN BELİRLEYİCİ OLAN KİMLİK DEĞİL, KULLANIŞLILIK”
Son dönemde ortaya atılan “Sünni İttifakı” tartışmalarına değinen Sever, bu tür çerçevelerin gerçeği açıklamakta yetersiz kaldığını belirterek yaklaşımını şu sözlerle ortaya koydu: “Geçtiğimiz haftalarda büyük teoriler kurularak Sünni İttifakı’ndan söz edildi ve Amerika’nın esas olarak devlet güçlerini temel aldığı ileri sürüldü. En genel çerçevede bu doğru gibi görünse de bu tür teoriler gerçekte dayanaksız. Azerbaycan ve Ermenistan bu ittifakın içinde anılıyor; biri Şii, diğeri Hristiyan. Farklı kimlikler yan yana duruyor. Amerika’yı bağlayan ya da motive eden unsur bu aktörlerin işe yararlılığı. İşe yaramadığı noktada Sünni, Alevi, Dürzi, Kürt ya da başka bir kimliğin hiçbir önemi yok.”
Bu noktada merkezi devlet vurgusunun da mutlak bir ilke olmadığını söyleyen Aykan Sever, bölgedeki ittifak ilişkilerini şöyle değerlendirdi: “Merkezi devlet gücü tercih ediliyor deniliyor, bu doğru; ancak yine işe yaradığı ölçüde. Örneğin Dürzilerin pozisyonu kullanışlı olduğu sürece bu yapının içinde yer alıyor. Emperyalizm için din, etnisite ya da devlet yapısı temel bir ölçüt oluşturmuyor. Türkiye, Suudi Arabistan gibi aktörler bu ittifaka dahil olsa da İsrail’in merkezde olduğu bir denklem bu ülkeleri rahatsız ediyor. Türkiye’nin, Suudi Arabistan’ın, Mısır’ın ve Pakistan’ın attığı adımlar da İsrail’in bu kadar merkezi ve yükselen bir konumda olduğu güç dengesine karşı kendi aralarında bir koalisyon arayışına girdiklerini gösteriyor.”
“BU İLİŞKİLER GERÇEK BİR UYUMDAN ÇOK ZORUNLU BİR YAKINLIĞA DAYANIYOR”
Türkiye ve Suudi Arabistan’ın ABD eksenindeki konumuna dikkat çeken Aykan Sever, bu hattın zorunlu bir yönelime işaret ettiğini belirterek tabloyu şu sözlerle anlattı: “Türkiye ya da Suudi Arabistan Amerika’nın ekseninde yer alıyor; bu kaçınılmaz. Suudi Arabistan son dönemde silah alımlarını artırdı. Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkiler de hiç olmadığı kadar ilerledi. Türkiye, neredeyse bütün doğal kaynaklarını Amerikan sermayesine açtı ve bu doğrultuda anlaşmalar yaptı.”
Bu sürecin gönüllü bir uzlaşmadan ziyade zoraki bir ortaklığa dayandığını vurgulayan Sever, bölgesel ilişkilerdeki gerilime işaret ederek değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Bunlar gönülsüz yapılan işler. Bu güçlerin gerçek anlamda anlaştığı söylenemez; daha çok bir tür suç ortaklığı söz konusu. Türkiye’nin son günlerde Suudi Arabistan ve Mısır’la imzaladığı anlaşmalara bakıldığında ne Mısır yönetiminin ne de Suudi Arabistan’ın bu ilişkilerden tam anlamıyla rahat olduğu görülüyor. Taraflar birbirlerine muhtaç; İsrail’le birlikte bir blok oluşturuyorlar ama aynı zamanda rekabet içindeler. Bugünkü savaş tablosu bu pozisyonların belirli ölçülerde ortaklaşmasına imkân tanıyor; ancak bu dengeleri zorlayabilecek yeni gelişmelerin ortaya çıkması da her zaman mümkün. Amerikan yönetimi İran’la Umman’da görüşecek. Bu görüşmenin yerinin Türkiye yerine Umman olarak tercih edilmesi dahi aslında bütün bu ilişkilerde -İran Türkiye ilişkilerine dahil olmak üzere- birbirlerine güvenmedikleri ve işin başka boyutlara doğru taşınabileceğini gösteriyor.”
“İRAN ETRAFINDA ASKERİ YIĞINAK SAVAŞ ÖNCESİ BİR HAZIRLIĞA İŞARET EDİYOR”
İran başlığına gelindiğinde ABD’nin yaklaşımını değerlendiren Sever, Washington’un son dönemde izlediği hattı şu sözlerle anlattı: “Amerika, Venezuela’da izlediğine benzer bir yaklaşımla İran’a yönelmeye başladı. Körfez bölgesi fiilen abluka altına alındı; çok sayıda askeri gemi bölgeye gönderildi. Füze savunma sistemleri İran çevresindeki ülkelere yerleştirildi, askeri tatbikatlar artırıldı. Özellikle İsrail ve ABD’nin ortak tatbikatları dikkat çekti. Fransa ve İngiltere de savaş gemileriyle bu askeri yığınağa dahil oldu. Bu tablo, büyük bir savaş öncesi hazırlıkların yapıldığını gösteriyor.”
Bu süreçte İran’ın mevcut konumuna da işaret eden Aykan Sever, olası temasların içeriğini şu şekilde aktardı: “İran yönetimi ciddi biçimde zayıflamış durumda. Bu nedenle yapılacak görüşmenin kapsamının geniş olacağı görülüyor. Basına yansıyanlara göre nükleer program, füze programı ve İran’ın bölgedeki uzantıları tartışma konusu olacak. Haşdi Şabi, Hizbullah gibi siyasal-askeri yapıların pozisyonu da masaya getirilecek. Bu başlıkların tartışılması İran açısından geri adım anlamına geliyor.”
“BATI ASYA’DAKİ ÇÖZÜLME SADECE JEOPOLİTİK DEĞİL, TOPLUMSAL BİR KRİZ”
Batı Asya’daki genel tabloyu değerlendiren Sever, bölgenin kapsamlı bir sarsıntı sürecinden geçtiğini belirterek durumu şöyle anlattı: “Batı Asya dediğimiz bölge genel anlamda bir altüst oluşa gebe. Dünyanın tamamı için benzer bir süreç yaşanıyor ancak bizim bölgemizi de kapsayan bu coğrafyanın tamamında yeni hareketlenmeler var. Toplumlar genel anlamda kendi yönetimlerinden memnun değil. Yönetimler ise insanların gündelik ihtiyaçlarını karşılamaktan dahi uzak. İran’a bakıldığında susuzluk, elektrik kesintileri, hava kirliliği ve hayat pahalılığı ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Amerikan tehdidi bir yana, ülke çok ağır iç sorunlarla karşı karşıya.”
İran’daki yönetim krizini tarihsel bir süreklilik içinde ele alan Aykan Sever, mevcut tabloyu şu sözlerle sürdürdü: “İran’da uzun süredir sokakta ciddi protestolar yaşanıyor ve bu protestolar katliamlarla bastırılıyor. Bu katliamlar kesintisiz biçimde devam ediyor. İran yönetimi, uluslararası ilişkilerde Amerika’yla yürütülen pazarlıklarda dahi insanların hayatını bir pazarlık unsuru haline getiriyor. Ortada çürümüş bir yönetim anlayışı var. 19. yüzyılın sonunda Osmanlı İmparatorluğu ile İran, devletin bekası etrafında bir girdabın içine girmişti. Bugün buna benzer yeni bir döngünün yaşandığını söylemek mümkün. İbn Haldun’un ‘her devlet gerilemeye mahkûmdur’ sözü bugünkü durumu tarif ediyor. İran’daki Persepolis antik kenti, yeraltı sularının çekilmesi nedeniyle giderek yıkılıyor; bu tablo İran’ın yaşadığı açmazları sembolik biçimde ortaya koyuyor.”
“İRAN, BÖLGESEL GÜÇ OLMA ARAYIŞININ BEDELİNİ AĞIR ŞEKİLDE ÖDEDİ”
İran’ın son yıllardaki bölgesel rolüne değinen Sever, ülkenin Orta Doğu’daki gelişmelerde pasif bir aktör olmadığını belirterek tabloyu şu sözlerle anlattı: “İran, Orta Doğu’da son 15–20 yılda yaşanan süreçlerin tamamında aktif rol oynadı. Bölgesel güç olma meselesi hem İran’ın hem de Türkiye’nin gündemindeydi ve bu doğrultuda adımlar attılar. İran, bu topraklarda yürüttüğü güç mücadelesi sırasında hem insan varoluşunu tüketti hem de doğayı ciddi biçimde tahrip etti. Üstelik karşısında kendisinden çok daha iddialı emperyal güçler vardı. Bugün ortaya çıkan olumsuz tablo, bu güç mücadelesinin sonuçlarından biri.”
İran–ABD temaslarına ilişkin olasılıkları değerlendiren Aykan Sever, Washington’un elindeki araçlara ve muhtemel senaryolara dikkat çekerek şunları söyledi: “İran ile ABD arasında yapılacak görüşmeden ne çıkacağını kesin olarak bilemeyiz. Ancak İran’ın geri adım atmaya ya da en azından uzlaşmaya çalıştığı görülüyor. Amerika’nın elinde ise farklı kartlar var. Daha önce olduğu gibi, dini liderliği ya da Devrim Muhafızları’nı sembolize eden kesimlere yönelik nokta atışı operasyonlara yönelebilirler. İran’dan yazan çizen isimler, özellikle Pezeşkiyan’ın temsil ettiği reformcu olarak adlandırılan ve ekonomik olarak tıkanmış sermaye kesimlerinin Amerika’yla uzlaşma arayışında olduğuna işaret ediyor. ABD açısından İran’a doğrudan savaş açmak hem mümkün değil hem de çok maliyetli. Bu nedenle İran içindeki protestoları destekler gibi yaparak yönetimi pazarlık masasında daha fazla sıkıştırmaları ve Venezuela’ya benzer, düşük maliyetli bir çözüm arayışına yönelmeleri daha olası görünüyor.”
“IRAK, ABD–İRAN GERİLİMİNİN YENİ KIRILMA NOKTASI OLABİLİR”
Irak’taki son diplomatik ve siyasi gelişmelere dikkat çeken Sever, ABD’nin bu başlıktaki yaklaşımını şu sözlerle aktardı: “Irak’taki Amerikan temsilcisi değişti ve bu göreve Tom Barrack getirildi. Barrack’ın ilk açıklaması, federalizmin Irak için iyi olmadığı yönündeydi; daha doğrusu mevcut gidişatın sağlıklı olmadığına işaret etti. Bunun yanı sıra Amerikan yönetimi bir süredir Nuri el-Maliki’nin yeniden başbakan olmasına itiraz ediyor. İran’a yakın görülen Maliki’nin başbakanlığına şiddetle karşı çıkıyorlar. Umman’da İran ile Amerika arasında bir uzlaşma sağlansa bile Irak’ta ayrı bir sorun başlığının gündemde olduğu açık.”
Irak’ta olası senaryolara ilişkin değerlendirmesini sürdüren Aykan Sever, Washington’un bölgedeki hamlelerine dair şu ihtimalleri dile getirdi: “Amerika, Irak’taki sorunu kendi açısından nasıl çözmeye çalışacak sorusu önem taşıyor. Görünen o ki Suriye’deki DAEŞ artıkları Irak topraklarında yeniden devreye sokulmak istenebilir. Güney Kürdistan’ın statüsünün hedef alınabileceğine dair işaretler bazı yayınlara ve propaganda metinlerine yansıyor. Bu olasılık, Amerika’nın masrafsız yöntemlerle hareket etme eğilimiyle uyumlu. İran yönetimine boyun eğdiremediği takdirde, bölgenin tamamını kaosa sürükleyerek çatışmaları yeniden alevlendirme yoluna gidebilir. Bu yaklaşımın İsrail’le de örtüştüğü görülüyor. Ancak İran’daki yönetimin, bölgesel bir yangının maliyetinin kendileri açısından çok yüksek olacağını hesapladığını düşünüyorum. Bu nedenle sınırlı bir uzlaşma ihtimali var; fakat bunun Amerika-İran ya da İsrail-İran arasındaki temel sorunları çözeceğini söylemek mümkün değil. Taraflar, yalnızca kendi çıkarları doğrultusunda geçici bir denge arayışına girebilir.”
“ORTA DOĞU’DA ŞİDDETİN DURMAYACAĞINA DAİR İŞARETLER GİDEREK NETLEŞİYOR”
Bölgedeki gidişata daha genel bir yerden bakan Sever, Orta Doğu’da şiddetin kalıcı hale gelmesinin nedenlerini şu sözlerle anlattı: “Orta Doğu’da şiddetin durmayacağının açık göstergeleri var. Çünkü bugün konuştuğumuz bütün bu gelişmeler, ülke yönetimlerinin attığı jeostratejik adımlarla ilgili. Bölge halklarının geleceği, insanların yaşamı ya da doğanın geleceği bu ajandaların gündeminde değil. Emperyalist güçler diye adlandırdığımız ülkelerin, dünyaya ve bu bölgeye zorla bir elbise giydirmeye çalıştığını görüyoruz. Bu yapılanların tamamı kriminal nitelikte. Bu durum yalnızca Epstein meselesiyle açığa çıkmış bir tablo değil; o yalnızca göstergelerden biriydi.”
Amerikan stratejisinin küresel etkilerine işaret eden Aykan Sever, bu yaklaşımın sonuçlarını şu şekilde değerlendirdi: “Yakın dönemde açıklanan Amerikan ulusal güvenlik stratejisi, Amerika’nın dünyaya yeniden hâkim olma iradesinin açık bir ifadesi. Bu hâkimiyetin nasıl sağlanacağı da net biçimde söyleniyor: savaş yoluyla. Dünyanın bir numaralı gücü olarak tarif edilen bir ülkenin dünyaya yaklaşımı temelde şiddet ve savaşa dayanıyorsa, insanlığın ve doğanın barışçıl, demokratik ve özgürlükçü yollar arama imkânı baştan tıkanıyor. Amerika dünyada tek başına suçlu değil; ancak motive eden ve yön veren ana güç konumunda. Amerika’nın kendi içinde yaşananlarla dünyanın başka yerlerinde yaşananlar arasında büyük bir fark yok. Bugün Amerikan ordusu adeta bir iç savaş ordusuna dönüştürülüyor; Amerikan halkı baskı ve şiddet yoluyla faşistleştirilmeye çalışılıyor. Aynı yöntemler küresel ölçekte de uygulanıyor. Buna karşı siyaset üreten güçler, İran, Türkiye, Avrupa ya da başka ülkeler, alternatif bir yol aramak yerine militarizmi yükselterek karşılık veriyor. Sonuçta ortaya çıkan tablo, Üçüncü Dünya Savaşı’nın yarattığı karanlık ve yıkıcı sürecin bütün insanlığı ve doğayı içine çekmesi oluyor. Jeostratejik tartışmaları bir kenara bırakamayız; ancak insanların ortak bir kurtuluşu birlikte örgütleyebileceği yolları da konuşmak zorundayız.”
“TÜRKİYE, DEVLETİN BEKASI ADINA TOPLUMSAL BÜTÜNLÜĞÜNÜ ZEDELEDİ”
Türkiye’de son dönemde yaşananları tarihsel bir çerçeveye oturtan Sever, özellikle 2015 sonrası sürecin belirleyici olduğunu belirterek şunları söyledi: “Türkiye, 19. yüzyıldaki devletin bekası anaforuna benzer bir sürecin içine girdi. Bu tablo özellikle 2015 sonrasında daha görünür hale geldi. Toplum olma özelliği büyük ölçüde kaybedildi; toplum birbirine düşman kamplara bölündü. Bu süreci yaratan, doğrudan devlet politikaları ve egemen sınıfların tercihleriydi. Devletin bekası sorunu, 2010’lu yıllardan itibaren emperyal bir güç olma arayışıyla çözülmeye çalışıldı.”
Türkiye’nin bölgesel hamleleri ile iç siyasetteki yönelimin iç içe geçtiğini ifade eden Aykan Sever, bu hattı şöyle sürdürdü: “Suriye’de HTŞ’nin varlığı, NATO, ABD ve İsrail’in tutumlarıyla birlikte, Türkiye’nin izlediği stratejiyle bağlantılı. Orta Doğu’nun paylaşımı sürecinde DAEŞ kullanıldı; DAEŞ zayıfladıkça HTŞ öne çıktı. Irak’ta izlenen politikalar Türkiye’yi işgalci bir pozisyona sürüklerken, içerideki çözülmenin üzeri örtülmeye çalışıldı. Entegrasyon politikaları olarak sunulan yaklaşım ise barış değil, Kürtlerin Türk devletine entegre edilmesini hedefleyen bir çizgi olarak şekillendi.”
Türkiye’deki yapısal sorunlara dikkat çeken Sever, değerlendirmesini şu ifadelerle tamamladı: “Türk devleti demokratik bir devlet değil; yapısal sorunlar üzerine kurulu. 1915’te Ermeni, Süryani ve Asuri soykırımlarıyla şekillenen bir devlet yapısından ve Kürtlerin aldatılması üzerine kurulan bir toplumsal düzenden söz ediyoruz. Bu gerçekler görmezden gelinerek demokratikleşme beklentisi yaratmak kendini kandırmaktır. Yaşanan sorunları yalnızca Amerika’ya bağlamak da gerçeği örter. 1945 sonrası iş birliği yapan egemen sınıflar ve bürokratik yapı bu tablonun parçasıdır. Bugün iktidar kendini Trump’ın gölgesinde konumlandırıyor ve bunun ötesine geçemeyeceğini biliyor.”