JustPaste.it

Amazonların zılgıtı, bugün başka dillerde yankılanıyor

Bir güneş gibi yükselen kadın uluslaşması, yalnızca bir coğrafyayı değil, bütün dünyayı ısıtıyor. Amazonların zılgıtı, bugün başka dillerde yankılanıyor.

 

 

  • BESRA MUŞ
  • HABER MERKEZİ
  • Cuma, 6 Şubat 2026, 00:03

Amazon kadınları, uzun yıllar boyunca yalnızca mitolojik bir anlatının parçası olarak kabul edildi. Antik Yunan mitolojisinde onlar; erkek egemen düzeni bozan, savaş alanına izinsiz giren, korkutucu ve “doğaya aykırı” figürlerdi. Ancak mit perdesi aralandıkça, Amazonların yalnızca hayal ürünü olmadıkları; tarihin tozlu katmanları arasından gerçeklik olarak yükseldikleri görüldü.

İskit (Saka) kültürüne ait mezar kazılarında, kadınlara ait mezarlarda ok, yay, kılıç ve at takımlarının bulunması bu gerçeği açığa çıkardı. Dahası, bazı iskeletlerde ok ve kılıç darbelerine rastlanması, bu kadınların yalnızca savaşçı semboller değil, fiilen savaşın içinde yer alan özneler olduğunu kanıtladı. İskitler; Orta Asya’dan Kafkasya’nın güneyine, Karadeniz’in kuzeyinden Ardahan-Göle topraklarına kadar uzanan geniş bir coğrafyada MÖ 8.-3. yüzyıllar arasında yaşamışlardır.

Yunan mitolojisi, Amazonları “düzeni bozan” olarak resmetti. Çünkü Yunan zihniyetine göre savaş erkeğe aitti; silah tutan kadın, toplumsal hiyerarşiye yönelmiş bir tehditti. Bu nedenle Amazonlar acımasız, gaddar ve ürkütücü olarak betimlendi. Bir göğüslerini ok atarken daha rahat olmak için kestikleri yönündeki anlatılar da bu ötekileştirmenin bir parçasıydı. Gerçekte ise bu anlatılar, kadın savaşçılığına duyulan korkunun mitolojik dile tercümesiydi.

Ortadoğu’da da benzer bir zihniyet hakim oldu. Kadının savaşçı yeteneklerinin gelişmesi sistematik bir biçimde bastırılmaya çalışıldı. Amazon kadınlarının seküler yapısı ve savaş esnasında attıkları zılgıtlar (tililî), yalnızca bir savaş çağrısı değil; düşman üzerinde psikolojik bir sarsıntı yaratan kolektif bir güç gösterisiydi. Amazonlar, savaşçılıklarıyla topraklarını ve halklarını savundular.

Bu tarihsel hat, günümüzde Rojava’da yeniden görünür oldu. Rojava Devrimi’ne damgasını vuran kadınlar, yalnızca savaş alanında değil; demokratik toplumun inşasında da aktif rol üstlendi. Kadın kurumları kuruldu, bilinçlendirme çalışmaları yürütüldü ve kadın, toplumsal özne olarak yeniden tanımlandı. Bu kazanımlar, özellikle cihadist zihniyet için en büyük korku haline geldi. Çünkü bu anlayışa göre bir kadının eliyle öldürülmek, “cennete gidememek” anlamına geliyordu. Kadın, tıpkı Amazonlar gibi, düzeni bozan bir güçtü.

DAİŞ ve HTŞ gibi yapılarda görülen kadına yönelik öfke, yalnızca güncel bir nefret değil; tarihsel bir öfkenin devamıdır. Bu öfke, kadının kendini, toprağını ve toplumunu savunmasına yöneliktir. Bir cenazeye duyulan öfke, yalnızca hasmı yenme arzusu değil; kadının güçlenmesine, kendi öz gücünü keşfetmesine duyulan korkudur. Saç örgüsünü çıkarıp bir ganimet gibi sergilemek, sözde bir kahramanlık gösterisi olsa da gerçekte bu korkunun ifşasıdır.

Rojava’daki kadın kazanımları görünür hale geldikçe, İran’da “Jin, Jiyan, Azadî” sloganıyla yükselen ayaklanma, bu tarihsel sürekliliğin başka bir halkası oldu. Rojava’ya yönelik saldırılara karşı saç örgüsü bir sembole dönüştü; sınırları aşıp kıtalara ulaştı. Kürt ulusal dayanışması bu süreçte güçlenirken, saç örgüsü dünya kadınlarının ortak hafızasında bir direniş sembolü olarak yerini aldı.

Her bir saç örgüsü, kadın birliğinin ve dayanışmasının hikayesini taşır. Saç, yalnızca bedenin bir parçası değildir; hafızadır, kimliktir, direniştir. Amazon kadınlarının zılgıtları nasıl ki mitlerin içinden bugüne ulaşmışsa, bugün de kadınlar tek bir ağızdan seslerini yükseltiyor. Tarih bir kez daha tekerrür ediyor: Kadın kendini savunuyor. Zılgıtlar artık yalnızca bir coğrafyada değil, dünya kadınlarının kulaklarında yankılanıyor; görülüyor, izleniyor ve kabul görüyor.

Bir güneş gibi yükselen kadın uluslaşması, karanlığı yarıyor; yalnızca bulunduğu yeri değil, dünyayı ısıtıyor ve aydınlatıyor.

Türkiye’nin dayatmalarıyla Halep’te başlayan savaş, Kürtler açısından yalnızca bir çatışma değil; siyasal haritadan silmek isteyen, fiziki bir soykırıma dönüşen topyekün bir saldırıydı. Buna karşı Kürt halkı dört parçada, her Kürdün bulunduğu her yerde direnişe geçti. Böylece ulusal ruh açığa çıktı. Demokrat, muhalif ve direnişçi halkların gösterdiği sahiplenme, bu mücadelenin yalnız olmadığını gösterdi.

DAİŞ’in, kendisine karşı mücadelede etkin rol alan kadına duyduğu öfke ise çok daha derindi. Bu öfke, yenilmiş bir zihniyetin intikam arzusuydu. Direnmiş kadın bedenlerine uygulanan işkenceler, yalnızca bir savaş pratiği değil; tarihsel bir kinin ifadesiydi. Kadın devrimle anılan Rojava’da, kadınların şahsında yükselen özgürlük simgesi olan devrimi ortadan kaldırmayı hedefliyordu.

Rojava’da kadınlar, öz savunmalarını örgütledi; siyasal, toplumsal ve askeri alanlarda kendini var etti. Egemen ve gerici hiçbir zihniyet bunu kabul edemezdi. DAİŞ de yenilgisinde belirleyici rol oynayan bu özgür kadın iradesinden intikam almayı esas hedef haline getirdi.

Zafer edasıyla kesilmiş bir saç tutamını cebine koyan çete üyesinin görüntüsü, aslında kendi korkusunun ifşasıydı. Sosyal medyaya yansıyan bu sahne, gücün değil; yenilginin fotoğrafıydı.

Amazon kadınları bir masal değildir. Toprak yalan söylemez; kazılan mezarlar gerçeği anlatır. Silahlarıyla gömülmüş kadın bedenleri, mit sayılan anlatıların tarihsel karşılığını ortaya koyar. Tıpkı bugün öz savunmasını yapan kadınların saçlarının kesilmesi gibi… Bu kesme eylemi, “öz savunmada sana yer yok” demenin başka bir yoludur. Zılgıtların kısılmak istenmesidir.

Ortadoğu’da saç kesmek, kimi zaman bir yakının haince öldürülmesine karşı yasın ve isyanın ifadesidir; kimi zaman bir haksızlığa karşı protestodur. Ancak aynı zamanda kadını aşağılamanın, cezalandırmanın ve recmin bir yöntemi olarak da kullanılagelmiştir. Bugün kadınların saçlarının kesilmesi, kadına öz savunma hakkını çok gören zihniyetin açık bir ifadesidir: “İbret olsun, bir daha hiçbir kadın eline silah almasın” mesajıdır.

Oysa bilinçlenen her kadın, ırk, din ve sınır tanımaksızın bu şiddete karşı tepkisini ortaya koymaktadır. Kahramanlık, bir makas darbesiyle örgünün kesilmesi değildir; kahramanlık, yürekte tel tel örülen direniştir. Saç örgüsüne yönelen saldırı, kadın gücü karşısında yaşanan yenilginin ifadesidir.

Bir güneş gibi yükselen kadın uluslaşması, yalnızca bir coğrafyayı değil, bütün dünyayı ısıtıyor. Amazonların zılgıtı, bugün başka dillerde yankılanıyor.