- Zola, Natüralist romanın manifestosunu yazdığı bu hikayede, mekan tasvirlerinde çığır açıyor. Kasabadaki yoksulluk, işçilerin dış görünüşleri, maden ocağının derinliklerine inildikçe artan korkutucu atmosfer…

BİLGE AKSU
Senelerce meslek liselerinde, akademik başarısı düşük bir profile ders anlatmanın getirdiği yüklerden birini hatırlayarak giriyorum bugünkü yazıya. Akla gelen makul sebepler halihazırda hepimizin malumu ama bazı konuları her yıl yeniden anlatmak ve daha en baştan yine beceremeyeceğimi bilmek beni hep tedirgin ederdi.
Akımlar konusuna gelindiğinde Natüralizm başlığı bunlardan biriydi mesela. Sosyal bilimlerin çoğu alanına el atmış “Determinizm” kavramını, bir gözü dışarıda teneffüsü bekleyen lise çocuklarına anlatmayı deneyin mümkünse… El mahkum kabulleniyor insan. Bu konu her sene yeniden gelecekse, demek ki her seferinde anlatamayacağım diyor!
Emile Zola’nın Germinal’ini bundan 20 yıl evvel, kitapları ne kadar da hızlı okuyorum düşünceleri eşliğinde okumuş ve hiçbir şey anlamamıştım. Bir yerde kasvetli bir atmosfer vardı ve bir takım işçiler bir şeylerin peşindeydi. Arada bir de (hala sebebini anlamadığım) uzun uzun cinsellik anlatıları kalmıştı aklımda. Sonraları karşıma çıkan filmini ısrarla izlememe sebebim de bu kitabı zihnimde hiçbir yere koyamamamdı muhtemelen.
Kitabı okumamış son kalelerden olduğum için, zaten herkesin meseleye hakim olduğunu varsayacağım elbette. Ama kısa bir özet, yazının değineceği noktalara ışık tutacağından, hızlıca üstten geçelim.
Natüralist romanın manifestosu
Fransa’nın kuzeyinde, Belçika sınırına yakın bir maden bölgesinde giriyoruz hikayeye. 21 yaşındaki Etienne, gecenin soğuğunda yürüyüp ısınmaya çalışıyor. Yaklaştığı tepenin bir maden ocağı olduğunu fark edince şansını denemek istiyor. İhtiyar bir işçi pek umut etmemesini, sanayi krizi sebebiyle patronların zorda olduğunu söylese de aynı gecenin sabahında bir ekibe katılarak madene inmeyi başarıyor. Buradan sonrası, yaklaşık 7-8 kişiden oluşan önemli karakterleri tanıma aşaması. Maheu ve ailesi, kuşaklar boyu bu madende neredeyse karın tokluğuna çalışmış. Evde 10 yaşını geçen herkes madene iniyor. Kim hangi işi yapabilirse artık. Madenin etrafında epey büyük bir kasaba oluşmuş, işçiler şirketin onlara tahsis ettiği evlerde kiracı olarak yaşıyor. Maheu, en kalabalık ailelerden birine mensup. Artık madene inemeyecek durumdaki karısı Maheude ile 7 çocuğu ve babası dahil 10 kişilik bir nüfus mevcut. Gerçi hemen her evde, büyüyünce çalışırlar diye düşünülerek bol bol çocuk yapılmış ama bu aile yine de en kalabalıklarından. Giriş bölümlerinde, olan biteni daha iyi kavramamız için gereken bütün bilgileri veriyor Zola. Mesela yetişkin bir erkeğin 2 haftada 3 frank kazanabildiğini, kira ücretinin ise 6 frank olduğunu öğreniyoruz. Şirket güya ucuza verdiği bu geniş evlerden de kazanç elde etmeyi ihmal etmiyor.
Zola, Natüralist romanın manifestosunu yazdığı bu hikayede, gerçekten de mekan tasvirlerinde çığır açıyor. Kasabadaki yoksulluk, işçilerin dış görünüşleri, maden ocağının derinliklerine inildikçe artan korkutucu atmosfer öylesine canlı biçimde betimlenmiş ki, sayfalar ilerledikçe görüntü yönetmenine dünyanın parası harcanmış bir ödüllü filmin karelerini görür gibiyiz. Tabii tüm bunlar, anlatının iskeletini oluşturacak tezlere hazırlık olduğundan, bir yandan sabırsızlıkla hikayeye girmesini bekliyoruz.
Aslında bütün mesele bir grev
Aslında bütün mesele bir grev etrafında şekilleniyor. Başta bizi karşılayan genç Etienne, zavallı işçilerin yaşadığı zorlukları gördükçe içinde uyanan isyan dalgasına göz kırpmaya başlıyor. Fakat büyük bir sorun mevcut, Etienne pek de bilgili ve tecrübeli değil bu konularda. Onunla aynı handa konaklayan diğer kiracı Suvarin’den, kaçıp geldiği Rusya’daki deneyimlerini anlatmasını istese de Rus genç pek yanaşmıyor buna. Zaten o Bakunin’in yolunu tutmuş ve yalnızca yıkıma inanan bir anarşist. Etienne ise yalnızca grev kavramına aşina, başka yollar onun için geçersiz.
En sondakini en baştan söyleyelim, bu grev ölü doğmuş bir girişim ve sonunda korkunç bir yenilgiye uğrayacak. Bizi ilgilendiren şey, Zola’nın neden bunu tercih ettiği. Tezli roman olarak bilinen bu tarzın görkemli manifestosunda yazarın bize anlatmaya çalıştığı ne olabilir, buna dair tartışma yürüteceğiz.
Zola, Etienne karakteriyle akımın determinizm bağlantısını kuruyor aslında. Bu heyecanlı genç, yazarın birden çok kez vurguladığı üzere çeşitli kitaplar okuyarak kendini eğitse de sistematik bir çalışma biçiminden uzak. Biraz oradan biraz buradan edindiği bilgilerle grevin başına geçmek ve her şeyi çözüme kavuşturmak istiyor. Ona göre, grev denen şey daha önce bir yerlerde yapılmış ve başarıya ulaşmışsa, aynı şeyleri yaparak aynı sonucu elde etmek doğanın kanunu zaten. Üstelik, yeni kurulan Enternasyonal de var artık. Önce bir sandık kuruyor, zar zor geçinseler de işçilerden topladığı meteliklerle 3000 franklık bir meblağa ulaşıyorlar. Sandığın tedirgin ettiği patronlar, işçileri greve zorlayacak hamleler yapınca Etienne bu tuzağa düşüyor ve madenlerdeki faaliyet duruyor.

Emile Zola'nın (1840-1902) "Germinal" adlı romanının 14 Temmuz 1884 tarihli "Le cri du peuple" adlı revizyonu için tanıtım yazısı. (Fotoğraf: Photo Josse / Leemage, AFP aracılığıyla)
Aç karna direniş
Direnişin verdiği birlik havası bir süre herkesi dinç tutsa da dış dünyanın gerçekliği orada bir yerde. 10 bin işçinin, toplanan 3 bin frankla karnını doyurması pek sürdürülebilir değil. Yetişkin bir madencinin ayda 6 frank kazandığını hatırlarsak, bu grev kararının ne kadar aceleye getirildiğini daha iyi anlarız. Zaten şirket de bunu bildiği için, devasa bütçesiyle grevin vereceği zararı sübvanse etmeye hazır. Gerisi, aç karna direniş olacak.
Zola’nın yoksulluk ve açlığı sayfalar boyu betimlediği bu kısımlarda okuyucu olarak bu çilenin ne zaman biteceği en büyük merakımız. Araya giren zenginlerin yaşantısına dair ayrıntılarla yakalanan kontrast son derece çarpıcı olsa da, yazarın taraflı yaklaşımı fazlaca belirgin. Elbette bunu baştan kabullenmiş durumdayız ve yazarın ayyuka çıkan mizojin tavırlarına şerh düşe düşe zenginlere demediğimizi bırakmıyoruz. İşçiler haftaların getirdiği açlıkla bu gösterişli konakların önüne doluşup “Ekmek isteriz!” diye bağırdıkça, hiçbir şey olmamışçasına karides yiyen kadınlara söyleniyor, her an bir camın şangırdamasını bekler hale geliyoruz. Neyse ki Etienne henüz bir sosyal demokrat ve en büyük korkusu, haklıyken haksız duruma düşmek.
Yazarın vermeye çalıştığı mesaja dönersek, ikinci aşamaya bu kısmı alabiliriz. Etienne, gençliğin verdiği heyecanla yeterince temkinli olmadığı gibi, gidişatı değiştirecek kesin hamleler yapma cesaretine de sahip değil. İşçilerin madenlerdeki grev kırıcılarla hesaplaşması gerektiğini düşünüyor ama ne yapılması gerektiğine vakıf olamamış. Böyle olunca bu devasa öfkeli kitlenin bir oraya bir buraya koşturmasını, son raddeye gelen öfkelerini de yanlış yerlere yönelttiklerini görüyoruz. Herhangi bir gerçek gerilimde bu işçiler kendilerini savunma becerisinden yoksun, çünkü onlara bu hususta verilmiş hiçbir eğitim yok.
Grev boyunca bu yöntemlere burun kıvıran Suvarin karakteri de Zola’nın bir diğer referansı. Anarşist tutumuyla her şeyin yıkılıp yeniden kurulması gerektiğini savunan bu karakter üzerinden meselenin böyle de çözülemeyeceğini savunuyor Zola. Grev zayıflayıp bazı işçiler madene inmeye başladığında, ocağı yer altı sularından koruyan istinat duvarına yaptığı sabotaj eylemiyle kendi yöntemini uygulamak isteyen Suvarin, bu kez de çok sayıda işçinin ölümüne sebep oluyor. Şirketin birkaç ocağını bir daha asla kullanılamaz hale getirmiş olsa da, patronlar öylesine zengin ki, bu durum bile onlar açısından ufacık bir pürüzden ibaret. Zaten yazarın favori perspektifini temsil eden Etienne ve Catherine karakterlerinin Suvarin sebebiyle mahsur kalmalarındaki dramın dozundan, bu eylemin de Zola tarafından onaylanmadığını anlayabiliyoruz.
Etienne için birçok “karar anı” bulunsa da, sanıyorum en dikkat çekeni, 11 yaşındaki küçük Jeanlin’in, bir güvenlik görevlisini öldürdüğüne tanık olduğu an. Etienne burada, çocuğun cesaretine saygı duymakla birlikte, yapılan şeyi yanlış buluyor. Fakat Zola’nın Jeanlin’i baştan beri küçük bir zorba olarak tanıtmış olması, bu eyleme dair vereceğimiz tepkiyi boşa düşürüyor.
Finale geldiğimizde sayısız ölü ve başarısızlığın yekununa bakan Zola, açık biçimde hiçbir şey yapmadan beklememizi tavsiye ediyor bize. Hayatta kalmayı başaran Etienne, bu tarihi yenilgiyi kabul ederek kasabayı terk ederken; grev boyunca en ateşli direnişi ve inadı sergilemiş, kocasını ve 6 çocuğunu kaybetmiş Maheude’ün yıllar sonra madene indiğini görüyoruz. Ve kapanış cümlesinde, yazıldığı dönemde neye referans verdiği belirsiz bir “gelecek yıllar” vurgusuyla uğurluyor bizi. Bu cümleye bugünden bakarak kitaptan 30 yıl sonra (Germinal’in yayın tarihi 1885) yaşanan 1917’yi düşünüp Zola’yı aklamak bana pek de makul görünmüyor.
