Kürt ve Kürdistan karşıtı strateji
Demir ÇELİK yazdı —
23 Ocak 2026 Cuma - 09:00
- Türkiye’nin Kürt ve Kürdistan karşıtı stratejide ısrarı, küresel güçlerin de Türkiye’nin bu yaklaşımını kollayan ve gözeten pozisyonda olmaları, sorunu çözümsüz bırakıyor.
Suriye’de denge ve ittifak güçlerinin değişmiş olmasının ağır siyasal ve sosyal travmasını, başta Kürtler ve Arap Alevileri olmak üzere devlet dışı halklar ve inançlar derinliğine yaşıyor. 2017’de Astana ve 2019’da Soçi Mutabakatı ile Rusya, Türkiye ve İran’ın radikal İslamcıları İdlib’de toplamaları sürecine, diğer küresel emperyal güçlerin de devreye girmesi sonucu selefist- cihadist güçler sistem içileştirme amacıyla 2024’te Şam’da iktidara taşındı. Böylelikle ABD, İngiltere ve İsrail’in III. Dünya Savaş stratejisi ile bu gelişmeler ortak bir zeminde buluştu. HTŞ’nın uluslararası meşruiyete kavuşturulması amacıyla Şara, önce BM Genel Kurulu'nda konuşturulup daha sonra Beyaz Saray’da Trump ile görüştürüldükten sonra Kürt soykırımı ve uluslararası komplo bir kez daha güncellenmiş oldu. 5 Ocak’ta İsrail-HTŞ buluşturulması ve Trump-Erdoğan görüşmesi ile soykırım uygulamaya konuldu. Dolayısıyla 6 Ocak Halep kuşatmasıyla başlayan saldırı, küresel emperyalizmden ve bölgesel hegemonik güçlerden bağımsız değildir.
Suriye krizi, Suriye halkları, inançları ve toplumuna; Kürdistan sorunu ise Kürtlere rağmen çoklu aktör, çoklu ittifak gücünün inisiyatifi ile yürütülmek isteniyor. Karmaşık ve girift ilişkiler ağının neden olduğu Kürt sorunu, bu nedenle çözüme kavuşturulamıyor, uzun soluklu farklı aktörlerin stratejilerinin çelişkisi ve çatışmasına sahne oluyor. Bir yandan küresel güçler, diğer yandan Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve İsrail gibi bölgesel güçler ile bu her iki devletli sistemin kullandığı vekil savaşçıların herbirinin ajandası ve önceliği farklıdır. Çok boyutlu, derinlikli yoğunlaşmayı ve analizi gerektiren bu kadim sorun, soruna neden olanlar tarafından çözüme kavuşturulamaz. 1916 Sykes-Picot Antlaşması'yla Kürdistan’ı ulus devletlere peşkeş çekenler, yine devrede. Onların böl-yönet politikalarına karşın, en makul çözüm önerisi ile en rasyonal ortak yaşam sistemi Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi’nden gelmesine rağmen kabul görmedi. Türkiye, İsrail ve Şam Geçiş Hükümeti’nin hassasiyetleri gözetildi. Kürt soykırımı devreye konuldu ve Özerk Yönetim tasfiye edilmek isteniyor.
Suriye tahayyüllerinde, Kürt yönetimine rıza yok
Çöken ekonomisi, teslim alınan askeri ve sivil bürokrasisi ve dağılan toplumsallığı ile hem ağır ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel boyutlarını hem de insani yaşam alanlarının sınırlılığını göz önüne aldığımızda, hem Suriye’yi hem de çevresindeki ülkeleri direkt ve dolaylı etkileyecek bir potansiyel söz konusudur. Özellikle Türkiye’nin Kürt ve Kürdistan karşıtı stratejide ısrar ediyor olması, küresel güçlerin de Türkiye’nin bu yaklaşımını kollayan ve gözeten pozisyonda olmaları, sorunu çözümsüz bıraktığı gibi Kürtlere ve azınlıklara kaybettiren yaklaşım oldu. O nedenle kısa sürede coğrafya ve demografi değişimi yaşandı. Şam hükümeti, Özerk Yönetimi görmeyen, kazanımlarını ortadan kaldırmaya dönük saldırılarını yoğunlaştırdı. Özellikle Suriye’de fosil yakıtların olduğu Dêrazor ve Reqa’da Arap nüfusun çoğunlukta olması, bu yerellerdeki aşiretlerin dinci-milliyetçi olmaları, kolayca saf değiştirmeleri, dengeleri hızla değişime uğrattı. Bunun böyle olacağını daha önceleri birçok kişi gibi ben de söyleyip yazmıştım. Bu, hem küresel güçlerin stratejisi gereğiydi hem de bölgedeki Arap aşiretlerin HTŞ ile genetik kodlarının uygun olması nedeniyle kısa sürede QSD’den kopmalarıyla sonuçlandı. Bu durum, QSD’nin motor gücü ve en dinamik yapısallığı olan YPG ve YPJ’nin daha kuzeye çekilmesine neden oldu. ABD başta olmak üzere küresel ve bölgesel güçlerin stratejilerine uygun Suriye tahayyülünde, güçlü Kürt yönetimine razı olmadıkları, tasfiyesi kararında oldukları açıktır.
Bu durum, bizlerde duygusal anlara yol açsa da Rojava halkı ve devrimci güçleri ayakta ve mücadele kararlığındadırlar. Bu anlamda asla bir yenilgi söz konusu değildir. Sağ popülist, faşist ve rekabetçi otoriter rejimlerin her zaman olduğu gibi çıkarlarına baktıkları; halkların ve inançların meşru taleplerini hiçe saydıkları; varlıklarını güvence altına alma yaklaşımları içinde olmadıklarını göstermesi açısından öğreticidir. Dört parça Kürdistan’da ve diasporadaki Kürtlerin öz güçlerine dayalı direnişi ve mücadelesi olmaksızın, devletli sisteme bel bağlamanın başarı için yeterli olamayacağı bir kez daha anlaşıldı.
Güçseniz dikkate alınırsınız
Devletsiz halk olduğumuz için ABD, Fransa, İngiltere, Almanya ve İsrail, bizi Türkiye ve Şam'daki yönetim insafına terk etmeyi görev bilmişlerdir. Kapitalist modernite nezdinde haklı olmanızın, meşru talepler sahibi olmanızın bir karşılığı yok. Güçseniz, güç olmaktan ileri gelen bir toplumsallığınız varsa dikkate alınırsınız. 2011-2015 tarihlerinde herkesin vahşi ve barbar DAİŞ’ten köşe bucak kaçtığı dönemde, YPG-YPJ’nin güç olması ve mücadele etmesi sonucu Kürtlere methiyeler dizenler, bugün DAİŞ’i tutuldukları cezaevlerinden salıvermekte, Kürt soykırımına icazet vermekte bir beis görmemektedirler. Çünkü; ‘iktidar kirli, mutlak iktidar mutlak kirlidir.‘ Dünya bu kadar kirli zihniyetler tarafından yönetildiği, toplumda rıza üretmek için barış ve demokrasiyi dillerinde düşürmedekileri gerçeğinden hareketle stratejimizi günümüz dünyasına uyarlamalı, yeni bir yol ve yeni ruh ile Kürdistan’ı bir bütün gören yaklaşım içinde olmalıyız.
