‘ESP’ye operasyon muhalefeti susturma girişimidir’
ESP’ye yönelik baskılara tepki gösteren sosyalist örgüt ve sendikalar, yaşanılanları yeni bir KCK operasyonu sürecine benzetti.

Aralarında ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni, ETHA çalışanı gazeteciler Pınar Gayip, Nadiye Gürbüz’ün bulunduğu 96 sosyalist 3 Ocak sabahı yapılan ev baskınlarında gözaltına alındı. Alınanlar arasında sendikacılar, gazeteciler, siyasetçiler, sanatçılar bulunuyor.
Aralarında siyasetçilerin de bulunduğu çok sayıda sosyalistin ev baskınlarıyla gözaltına alınmasına tepkiler devam ediyor. Sendikalar, gazeteci meslek örgütleri, siyasiler yaşanılanlara tepki göstererek, bir siyasi soykırım operasyonu olarak değerlendirdiler.
Yaşanan baskınlara dair görüşlerini aldığımız siyasetçi ve sendikacılar, yaşananları muhalefet üzerinde baskı kurmanın yeni bir yolu olarak gördüler.
Yapılan ev baskınlarını emek mücadelesinin kriminalize edilmesi olarak değerlendiren SES Aksaray Şube Eş Başkanı Diren Can Kaya, yaşanan baskına dair şu değerlendirmeyi yaptı, “Yapılan ev baskınlarıyla gözaltına alınan kişiler arasında DİSK Limter-İş sendikası Genel Başkanı Devrim Yurtsever, önceki dönem Genel Başkanı Kamber Saygılı, yönetim kurulu üyeleri Kenan Hessas, Esvet Şahin ve başka sendikacıların da gözaltına alındığını öğrenmiş bulunmaktayız. Her gün işçi ve emekçilerin arasında bulunan, sendika açık adresi bilinen, iş yerlerinde ve meydanlarda emek ve demokrasi mücadelesi yürüten sendikacıların ev baskınlarıyla gözaltına alınması açıkça emek mücadelesinin ve sendikanın kriminalize edilmesidir.
Bilindiği üzere Uluslararası Çalışma Teşkilatı (ILO) geçtiğimiz aylarda Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun (ITUC) her sene hazırladığı Küresel Haklar Endeksi raporunun sonuçlarını bir konferans ile açıklamıştı, bu rapora göre Türkiye’nin sendikal özgürlükler açısından en kötü 10 ülke arasında yer aldığını görmekteyiz, bu durumun sebebinin bu baskı politikaları olduğu da görülmelidir.
İşçi ve emekçilerin açlık sınırındaki ücretlere mahkum edildiği mali özlük ve demokratik haklarının yok sayıldığı bu günlerde en temel örgütlenme aracı olan sendikaların, sendikal faaliyetlerin bu baskı politikalarıyla kriminalize edilmesi ile mevcut iktidarın işçi ve emekçilere olan tutumu bir kez daha ortadadır. Bu politikalar ülkenin demokratikleşmesi mücadelesine olan umudu da yok etmeye yönelik olduğunu vurgulamak isterim. İşçi ve emekçilerin seçilmiş temsilcileri derhal serbest bırakılmalıdır.”
İnşaat-İş Sendikası yöneticisi Yunus Özgür ise, özellikle Limter-İş’e yönelik baskıları imha ve sindirme olduğunu dile getirerek, “Faşizmin 3. 2. 2026 tarihinde aralarında dost sendikamız Limter-İş sendikasının yöneticilerinin de bulunduğu birçok demokratik mücadele kurumuna yaptığı ev baskınları esas olarak bütünsel anlamda devrimci demokratik mücadeleyi imha ve sindirme girişimidir. Faşizmin bu saldırısı ancak ve ancak faşizme karşı işçi sınıfı ve emekçi kitle mücadelesini daha kararlı sürdürülerek boşa çıkartılır.” dedi.
Baskınları muhalefeti susturma operasyonu olarak gören SODAP temsilcisi Fatma İnce, ESP’ye yönelik operasyonlara dair şunları söyledi, “ESP’li mücadele dostlarımız şimdiye kadar pek çok siyasi operasyon yaşadı. Dönem dönem gözaltılar tutuklamalarla siyasi faaliyetleri baskı altına alınmaya çalışıldı. Fakat 3 Şubat’ta gerçekleşen bu siyasi operasyonun kapsamı öncekilere göre çok daha boyutlu. ESP, operasyon olmadan kısa süre önce, uzun süredir sistematik biçimde hedef gösterildiklerini, günler öncesinden kendilerine yönelik baskı ve saldırılara zemin yaratılmaya çalışıldığını, üyelerinin hedef haline getirildiğini kamuoyu ile paylaşmıştı. Siyasi parti, kadın gençlik işçi ekoloji basın alanında meşru mücadele yürüten pek çok sayıda devrimci ve sosyalist ESP’li dostlarımız gözaltına alındı. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya bu operasyonu MLKP silahlı terör örgütüne yönelik operasyonlarda 96 şüpheli yakalandı diyerek kamuoyuna sundu. "Terörle mücadelemiz, yalnızca kolluk kuvvetlerimizin sahadaki operasyonlarıyla sınırlı olmayan; güvenlik, istihbarat, iletişim ve uluslararası işbirliğini kapsayan çok boyutlu bir çalışmaya dayanır. Ülkemizin her bölgesinde huzuru ve istikrarı sağlamak için mücadelemizi sürdürüyoruz” sözleri de bu çok boyutlu saldırıya işaret ediyor. Yine kısa bir süre önce Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Katar'ın Al Jazeera kanalında verdiği röportajda Suriye'de SDG'nin kontrolündeki bölgede Türk sol örgütlerinin üyelerinin olduğunu, bunları ortadan kaldıracaklarını söyledi. Bu açıklamalardan anlaşıldığı gibi, operasyonun amacı, bir yanıyla meşru mücadele yürüten sosyalistleri gözaltına alarak “terörle mücadelede” bir başarı hikayesi anlatarak güç gösterisinde bulunmak, bir yanıyla da hem Ortadoğu’da hem de ülkemizde Kürtlerle ortak mücadele içinde olanlara saldırmak.
Saray rejiminin, derinleşen ekonomik kriz, yoksulluk, kadın cinayetleri, doğa talanı ve emek sömürüsü karşısında toplumsal muhalefeti susturmayı hedeflediği açık. ESP’ye yapılan siyasi operasyonun bu boyutu var. Dahası devrimci dinamikleri ezmeye çalıştığı, Kürt siyasi hareketini tasfiye etmeyi amaçladığı çok daha yoğun bir sürecin içindeyiz. İktidar için işçi sınıfının Alevilerin, Kürtlerin birlikte mücadelesi en büyük tehlike. Bu yüzden de sınıfla bağı olan, Kürt hareketi ile ortak mücadele yürüten devrimci ve sosyalistleri hedef alıyor, baskı altına almaya çalışıyor. Suriye’de son yaşanan gelişmelerden de biliyoruz, Saray rejimi Ortadoğu’da nasıl güçsüz kalmış bir Kürt halkı istiyorsa ülkemizde de Kürtleri, Alevileri işçileri, kadınları, gençleri örgütsüz, parçalanmış, yalnız ve güçsüz bırakmak istemektedir. Bugün yapılan operasyonlar da bu amaç içindir.
Ancak bilinmelidir ki, bu baskılar, tehditler siyasi operasyonlar, gözaltılar, tutuklamalar, bizleri sosyalistleri, devrimcileri, Kürt siyasi hareketini sindiremez. Tarihimizden, mücadele bilincimizden güç alıyoruz. Kürtlerin, işçilerin, ezilenlerin ortak mücadelesi ile faşizmin saldırılarına karşı duracağız ve direnişi büyüteceğiz. ESP yalnız değildir!” dedi.
Yaşananların iktidarı tahkim etmeye çalışmak olduğuna vurgu yapan SMF Dönem Sözcüsü Mahir Gürz, “Emperyalist gerici dünyanın sadık bekçisi AKP/MHP iktidarı, kendi burjuva norm ve yasalarını da ayaklar altına alarak topyekun halka savaş açmış durumdadır. ABD emperyalizmi başta olmak üzere uluslararası sermayenin stratejik yönelimi ve çıkarları doğrultusunda pozisyon alan AKP/MHP iktidarı, devrimci, sosyalist ve yurtsever dinamikler başta olmak üzere tüm toplumsal güçlere saldırarak kendi gerici iktidarını tahkim etmeye çalışmaktadır.
ESP'ye dönük kapsamlı saldırı da tam da bu topyekun saldırı ve faşist kuşatma yöneliminin bir parçası olarak devreye konulmuştur. Uluslararası sermaye ve onun yereldeki gerici iktidarları karşısında esas barikat ve direnç odakları tüm zayıflıklarına rağmen kuşkusuz ki devrimciler ve sosyalistlerdir. Dolayısıyla ESP'ye ve toplamda tüm devrimci, demokratik güçlere yönelik saldırıların arka planında yatan temel siyasal olgu budur.
Bir bütün devrimci mücadeleyi tasfiye etmeyi ve toplumu teslim almayı hedefleyen bu topyekun saldırılar karşısında dün olduğu gibi bugün de geri adım atmayacağımızı, eşitlik, adalet, özgürlük ve sosyalizm mücadelesinde ısrar etmeye devam edeceğiz.” dedi.
İktidarın operasyonlarının olağan görülmesinin olanaksız olduğunu belirten EHP Genel Başkan Yardımcısı Nehir Sevim, devamında şunları söyledi, “Siyasi iktidarın bu tür operasyonlarına yabancı değiliz. Başta ESP olmak üzere SKM, SGDF, DİSK/Limter-İş, Polen Ekoloji ve BEKSAV gibi birçok kurumun yönetici ve üyelerinin hedef alındığı bu operasyonun kapsamı nedeniyle olağan görülmesi olanaksız. ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni ile birlikte gazeteciler, sendikacılar, ekolojistler de operasyonun hedefi durumunda. Burada topyekun bir saldırıdan bahsetmek zorundayız.
Siyasi iktidar hem bir diyalog, müzakere ve çözüm sürecinin tarafı ve yürütücüsü olduğunu iddia ediyor. Hem de temeli olmayan bu tür operasyonlarla başta sosyalistler olmak üzere muhalefetin tüm bileşenlerine gözdağı vermeyi, tehdit etmeyi elden bırakmıyor. Asıl olarak iktidar ellerindeki baskı gücünün etkisinin toplum nezdinde azalmasından korkuyor. Buradaki çelişki vurgulanmalıdır.
Siyasi iktidarın sosyalistlere ve muhaliflere yönelik yargı eliyle yürüttüğü tüm baskı, operasyon ve engellerine karşı dayanışmamızı ve mücadelemizi sürdüreceğiz.”