3c4af01299bf67cbdde053c69924e4a2.png

 

Bu devlet nobran ve hoyrat

05/12/2019

 

 

 

 

1980 darbesi öncesi eşcinseller hedef haline getirilmişti. Kırmızı converse ayakkabılarım olduğu için komünist olmakla suçlandım, gözaltına alındım. Travmasını gönüllü sürgünlük ile 9 yılda zor atlattım.

Atatürk Havalimanı’nda ölümüne lince maruz kaldım. Darp edilirken bir yandan da gasp edildim. Ayakkabılarımdan kolumdaki altın saate kadar üstün başım yok oldu. Bunların hepsi AKEPELİ bir kadının kumar tutkusunu yazdığım için oldu.

Bana karantina dönemimde zorla ilaçlar vermeye çalıştılar. Ben de Berkin’in elindeki ekmeğe kan bulaştığı için ekmek dahil Silivri Ceza ve İnfaz Kurumunun kumanyasını reddettim. Kendi imkanlarımla kantinden kapalı gıda tüketerek hayatta kalmaya çalıştım.

 

YAVUZ ÖZCAN

“Hukuk bu iktidarın muhaliflere karşı kullandığı bir silah olmuş” diyen ünlü modacı Barbaros Şansal kendisini “Terzi yamağı” olarak nitelendiriyor. Sosyal medyada paylaştığı bir video nedeniyle hedef tahtasına oturtuldu.

Kıbrıs’tan Türkiye’ye getirildiğinde havaalanında linç saldırısına maruz kaldı, yaralandı. Mahkemeye çıkarıldı, tek bir gün bile hapis yatmaması lazımdı, ancak tutuklandı. 56 gün Silivri’de hücrede kaldı. Tahliye edildikten sonra modayı bıraktığını açıkladı. ‘Özgürüm elbette, düşündüğüm dilde sevişir düşmanımın dilinde savaşırım. Hayatımda kimlerin ve nelerin kalacağını değil, kimlerin ve nelerin çıkacağını hesaplarım’ diyen Barbaros Şansal, Türkiye’nin öne çıkan en aykırı isimlerinden biri…

“Savaşa hayır”dan Berkin Elvan cinayetine kadar tüm eylem ve yürüyüşlerde en önde saf tutuyor. “Bu bir dönem, bugünler geçecek. Hukuk içi boş bir çuvaldır. Ne doldurursanız, onu geri alırsınız” diyor.

Linç ve hapis cezası ile karşılaşmasına rağmen yanlışları yüksek sesle söylemeye devam ediyor. ‘Hukuk bu iktidarın muhaliflere karşı kullandığı bir silah olmuş’ demesine rağmen uğradığı mağduriyetlerin hesabını sormak için hukuk yolunda ilerlemeyi tercih ediyor.

“Korkuyor musunuz?’’ diye sorulduğunda “Hiç korkmuyorum, korkular bizi kontrol etmek için vardır’’ diyor.

Ünlü modacı Barbaros Şansal Yeni Özgür Politika’nın sorularını yanıtladı.

Siz 80’de yargılanıp, Sansaryan’da işkence gördünüz ve Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldınız. O zamanlar neyle suçlandınız?

1980’den önce başlamıştı zaten zulüm. 1975’lerde artık siyasal koalisyonların ülkedeki sıkıntıları giderememesi sonucu üniversiteler, hatta liseler sivil mühendislikle siyasallaşmış ve sokak, çatışma ortamına dönüşmüştü. Elbette, bu yıllarda Türk sinemasının erotik filmleri afyon gibi halka sunması da ahlaki bir sorguya yol açmıştı ve her zaman olduğu gibi eşcinseller hedef haline getirilmişti. Ancak benim kırmızı converse ayakkabılarım olduğu için ben komünist olmakla suçlanmıştım. Travmasını gönüllü sürgünlük ile 9 yılda zor atlattım.

Böyle bir adalet sisteminin başka örneği var mı?

Hukuk içi boş bir çuvaldır ne doldurursanız onu alırsınız. Evrensel anlamda kara hukuku, emsal hukuku ya da anayasaları bile bağlayan vergi ve uluslararası anlaşmalar hukuklarının hükümetlerin nezdinde rant hilafetine düşmesi doğal olarak hukuku taraflı ve işlevsiz hale getirebiliyor. Holdingleşen siyasi kurumlar ticari holdinglere dönüştüğünden masumiyet karinesi rafa kalkabiliyor. T.C. şu anda hukuk devleti değil. KHK garabeti, OHAL, keyfi uygulamalar adaletin işleyişini gizli tanık ve muhbir sistemi ile daha da zora sokuyor. Örneklemeye gelince artık yeni dünya düzeninde her yerde para ve güce tapıldığından Allah’ın adaleti sakız falı olarak kalıyor.

‘Artık günah keçisisin, sana yaşam hakkı vermiyoruz bu ülkeden git’ diyenler olduğunu düşünüyor musunuz?   

Hedef gösterme, tetikçilik, asılsız ihbar, sahte delil, önyargılı mahkeme, cezasızlık, hukuksuzluk, nefret suçu, şiddet, tehdit, hatta gasp ve darba ilave taciz ve tecavüz zincirinin hepsine maruz kalabiliyorum. Ancak bu onların kazanacağı anlamına gelmiyor. Mücadeleyi seviyorum.

LGBT bireysin, ateistsin, sosyalistsin, çevrecisin… Bütün bu zinciri, kolyeyi boynunuzda taşıyorsunuz…

Saydıklarınız kolye değil, onlar First Lady’lerin mücevherleri. Benimkiler madalya hem de insanlık için onur madalyası. T.C. gibi coğrafyalarda bazılarına göre günah keçisi, bazılarına göre katledilmesi gereken, bazılarına göre ise bir kahraman olabiliyorsunuz. Para, meslek, hatta itibar kaybedebiliyorsunuz. ‘Ancak itibarın faizi de olmaz, tasarrufu da olmaz. Varsa vardır, yoksa yoktur’ derdi, Demirel. Ancak şunu söyleyebilirim, bu saldırgan tutum içinde olanlar iş maddi, manevi, cinsi ya da fiziki menfaate geldiğinde işler değişiyor. Aşkını ilan eden din adamından, beleş elbise hayal eden bakan karısına dek hepsi göründüğünün ya da ifade ettiklerinin tam tersi davranıyorlar. Yüzsüzlük ve hadsizlik genlerinde adeta şahlanıyor.

Siz içerdeyken Demirtaş’ın avukatları da sizi görmeye geldiler. Bunu hiç bekliyor muydunuz?

Neden beklemeyeyim ki! Berkin Elvan anmasında, Okmeydanı Cemevi’nde kendisi ile el sıkışmışlığım da var. Meral Danış Beştaş bitişik hücremde. Takdir edip beğeni ile izlediğim bir beyefendidir. Örnek aile babasıdır. Hak ve özgürlük savunucusudur. Avukatları Edirne dönüşü bir gece geç saatte ziyaretime geldiler. Bakanlık özellikle izin verdi diye düşünüyorum. Haksız tutukluk sürecimde bağlantı aradıkları için tüm avukat, vekil ve ziyaretçi görüşlerimi dinlediler. Ne örgüt ne de başka bir bağlantı bulamayınca hayal kırıklığı yaşayıp, geceyarısı tahliye edip beraat ettirdiler. İlhan Cihaner, Antalya Barosu, Sezgin Tanrıkulu, Atilla Sertel, Tuncay Özkan, Hakan Aygün, Cumhuriyet davası avukatları, Zeynep Altıok Akatlı gibi birçok vekil ve kurum da ziyaret etmişti beni. Ancak gelen binlerce mektuptan sadece dört tanesi verilmişti. Ve doktor raporu olmasına rağmen sağlık hizmetinden alıkonulmuştum. Nobran ve hoyrat devletin çirkin yüzünü bir daha öğrenmiştim.

Siz sosyal medyada yayınladığınız bir videonun ardından, Kıbrıs’tan sınır dışı edildiniz. Atatürk Havalimanı’nda linç girişimine maruz kaldınız. Tüm bunlar niye başınıza geldi?

Kıbrıs’tan hukuksuz bir şekilde talimatla sınır dışı edildim. Kuzey Kıbrıs Yüksek İdare Mahkemesi’nde 31/2017 nolu dava ile İçişleri Bakanlığı ve bakanlar aleyhine açtığım davada insanlık dışı bu hukuksuzluğu ispat ettim. Çocuk tacizlerini, rüşveti, tutuklu gazetecileri, radikal islamın tebliğlerini ve başka ülkenin içişlerine karışan hükümetleri sarkastik bir kara mizahla eleştirmiştim. Tam da yeni yıla girildiği saatler idi. Ancak o gece sabaha karşı Reina saldırısı oldu. 1 Ocak akşamı operasyon başlatıldı. Organize bir şekilde algı mühendisliği yapılarak sanki Reina saldırısı sonrası paylaşımda bulunmuşum gibi yansıtıldı. Sahte ekran çıktıları ile bana ait olmayan tweetler üretildi. 2 Ocak’ta ise durum infiale dek uzandı. Hedef gösteren Cem Küçük, Maranki, Alişan vs gibi isimler hakkında suç duyurusu yapmamıza rağmen işlem yapılmadı.

Anadolu Ajansı, Türk Hava Yollarına ait uçuş bilgilerimi yayınladı. Yanımda Kıbrıs polisi olduğu halde, güvenlik şube görevlisi polisler İstanbul’da beni gözaltına aldıktan sonra devletin güvenlik görevlisi havalimanı polisleri eşliğinde TGS, Turkish Technic, Tav, EGM, Havaş, Çelebi (mahkemedeki sanık ifadesindendir) elemanlarınca Atatürk havalimanında ölümüne lince maruz kaldım. Darp edilirken bir yandan da gasp edildim. Ayakkabılarımdan kolumdaki altın saate kadar üstüm başım yok oldu. Vali Vasip Şahin KHK ile görevli polisleri korudu. Kamu davasının açılması iki yıldan fazla zaman aldı. 2. duruşmada ne yargıç ne de sanıklar vardı. Üç ay ertelendi. Bir sonraki duruşma Şubat ayında. Üç yıl oldu hala cezasızlık iktidarda. Ancak bunların hepsi AKEPELİ bir kadının kumar tutkusunu yazdığım için oldu. Kumar masasında dolar dalgalandırırken akrabaları kamudan dolar istifliyordu. Sahi Reina Katliamı ne oldu?

Sık sık gidip geldiğiniz Kıbrıs’tan sınır dışı edilmeniz sonrasında Kıbrıs hükümetinin tavrını nasıl değerlendirdiniz?

1965’ten beri Kıbrıs geçmişim var. Hem Güney’de hem Kuzey’de çok dostum var. Hala gidiyorum, taşınmazım da var. O zamanki başbakan Hüseyin Özgürgün’ün dokunulmazlığının kaldırılması tesadüf değil. Ancak garip olan Kuzey Kıbrıs’ta Türkiyeliler ya da Türkiye merinde çalışanlardan gördüğüm kötülük ve hukuksuzluğun karşısında Güney’den ve Kıbrıs Türkünden sadece sevgi, dostluk ve saygı görmem düşündürücü. Kuzey Kıbrıs hükümetleri için T.C. ne derse odur.

Cezaevinden verilen yemekleri neden yemediniz?

Cezaevinde haftalık 300 TL dışında harcama yapmanız mümkün değil. Adalet bakanlığı izin vermiyor. Buna gazete, sigara, kişisel bakım, temizlik malzemesi ve diğer ihtiyaçlarınız da dahil. Tuncay Özkan da böbreğini Silivri’de kaybetti. Bana karantina dönemimde zorla ilaçlar vermeye çalıştılar. Ben de Berkin’in elindeki ekmeğe kan bulaştığı için ekmek dahil Silivri Ceza ve İnfaz Kurumunun kumanyasını reddettim. Kendi imkanlarımla kantinden kapalı gıda tüketerek hayatta kalmaya çalıştım.

Paylaşımınızın bunlara neden olabileceği aklınıza gelir miydi?

Hiçbir şey paylaşmasanız da başınıza T.C.’de her şey gelebilir. Lale Oraloğlu porselen tabak yüzünden hapis yattı bu ülkede. Osman Kavala’nın iddianamesi de yok. Af Örgütü, Büyükada davası, Tahir Elçi, Hrant Dink, Behice Boran, Uğur Mumcu… Yeter ki istesinler. Can ve mal güvenliği hiçbir devirde bu kadar ayaklar altında olmamıştı. İfade ve düşünceden bahsetmiyorum bile.

Tutuklanınca neler hissettiniz?

Dosyam talimatlıydı. Daha önce de tutuklamalar yaşadığım için kanıksamıştım. Ancak içerisinin dışarıdan daha güvenli olduğu da aşikardı. Öldürmek isteyenler şimdi yaşatmaya çalışıyorlar.

Peki Türkiye nereye gidiyor diye sorsam?

Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete derdi ninem. Bence meçhule gidiyor şu an. Ama düzelecektir. T.C. dinamikleri güçlü olan bir yapıya sahiptir. Dünyadan ayrı soyutlanamaz. Irkçılık, milliyetçilik, mezhepçilik, dincilik gibi kavramlar ancak taksitle faizli satış sağlarlar. Oysa bu pazarlamanın bedeli sonunda hep ağır olur.

Son 17 yıldır AKP iktidarda…

Son bin yıldır mı diyelim? Hatta 12 bin (Hasankeyf)  ya da 15 bin yıldır (Göbekli Tepe) mı? Memleketin geldiği bir hal var ise üzerinde yaşayanlar ve yurttaşlar birinci derecede sorumludur. Hak ettiği şekilde yönetilirler.

Savaş karşıtı olduğunuzu ve bu konudaki eylemlerinizi biliyoruz. Gerek burada, gerekse Suriye’deki Kürtlere yapılanlar için ne diyeceksiniz?

Sadece Suriye mi? Burkina Faso, Somali, Libya, Kongo, Ruanda, Rohingya, Kaşmir… Sadece Kürtlere mi? Ermenilere, Êzîdîlere, Alevilere, eşcinsellere, Musevilere, Hristiyanlara, Müslümanlara… Savaş kan ve ölüm getirir acı ve nefret üretir. Barış ise sevgi ve saygı ile hoşgörü. Kimya monopolleri ve silah üreticileri istediklerini medya aracılığı ile seçtirip istediklerini yaptırdıkları sürece de devam eder.

Cezaevinde neler yaşadınız?

Cezaevinde yaşadıklarım buraya sığmaz. Ama dileyen Makam Odası / Linç / Destek Yayınları kitabımda hücreme konuk olabilirler. Kitapçılarda bulamayabilirler, malum birileri rahatsız olduğu için. Ama internetten alıp okumaları mümkün.

Şu an can güvenliği kaygısı yaşıyor musunuz?

Güya T.C. bana talepli koruma sağlıyor. Ancak yanımda muhbir bulundurmak can güvenliğimi tehlikeye sokar, güvenmiyorum. Uluslararası bir havalimanında organize bir operasyonla ölümle burun buruna getirdiler beni. Şimdi ise faillerini ve planlayanlarını koruyorlar.

Çok sayıda gazeteci, yazar, aydın hükümeti eleştirdikleri için tutuklu. Ne düşünüyorsunuz?

Adalet bir gün herkese lazım olur. Hukuk iktidarın fahişesidir lafına değer vermem. Bana göre muhabbet tellalı diye adlandırılabilinir de. İktidar güçten düşünce hemen kendilerine yeni bir müşteri ve sermaye arayanlar gibi. Her ihtilalde, her muhtırada aynısı oldu zaten.

Kendinize terzi yamağı diyorsunuz. Bu bir tevazu mu?

Kendinizle dalga geçemezseniz hayat sizle dalga geçer. Zengin metreslerinin, işbilmez liyakatsızların modacı diye çağrıldığı yerde, mesleğimin terzi olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Ustam Yıldırım Mayruk beyefendi hayatta olduğuna ve hala kendine terzi dediğine göre ne dememi beklerdiniz?

Cezaevinde yatmış bir modacı olarak ‘tek tip kıyafet’ uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz ?

Kostüm gösteri sanatlarının bir dekoratif parçasıdır. Üniforma içindekini her zaman küçültür. Hele de işlevi ve bakım onarımı düşünülmeden üretilirse. Kokarsınız. 21. yüzyılda toplum hala kendine giyecek bir şeyler vasıtası ile itibar arıyorsa çıplaklığından utandığındandır.

Elit bir ailenin çocuğusunuz. Terzi olmaya karar verdiğinizde nasıl karşıladılar?

Aslında ben karar vermedim. Babaannemin yanında 7 yaşında mesleğe metezori başladım. Ama çeşitlendirdim; prodüksiyon, koreografi, yazarlık, koleksiyonerlik… Hobilerim ile zenginleştim. Ayrıca elit aile kavramına karşıyım. Seçkin dediğiniz kendini seçtirenlerden ibaret oluyorlar.

Size yapılanlar aslında sizin üzerinizden bir korku salma amacı mı taşıyordu?

Sadece benim üzerimden mi? Korku onların yani kumpasçı çakalların düşmanı, benim değil.

Sosyal medyada hakaret ve tehdit edenleri teşhir ediyorum. Diğer tetikçileri de zaman zaman ortamlarda görüyorum. Ancak bana ulaşmalarını sağladığımda seninle yatarsam bana kaç para verirsin diyenlerin oranı yüzde 60’tan fazla. Budur Türkiye!

Türkiye’de sizin kadar rahat kendisine eşcinselim diyebilen, hatta bunu ‘haykıran’ başka biri var mı? Nereden geliyor bu cesaret?

Bilmem hiç düşünmedim. Başkalarının ne düşündüğü ile de ilgilenmedim. Evet cinsel yönelimlerimi ve bedenimi özgür kullanırım. Kendimle barışığım. Zaten onun dışında devletin müdahale etmediği hareket alanınız yok. Bilinciniz olmadan sünnet bile edebiliyorlar. Ayrıca TC’de çok az eşcinsel vardır. Diğerleri kendilerini ama ben aktifim diye adlandırıyorlar. Cesaret edilebilen bir şey korkusuzluk ise, karekteri temsil eden bir kavramdır. Hayatımda kimlerin ve nelerin kalacağını değil, kimlerin ve nelerin çıkması gerektiğini hesaplıyorum. Yaşam hakkım elimden alınana dek de vazgeçmeyeceğim.

Gezi olayları sırasında ‘değme muhabirlere’ taş çıkarttınız. Saatlerce canlı yayın yaptınız. Gazetecilik ruhu var mı içinizde?

Gezi kırılma noktasıdır bu toprakların. Hala Gezi’yi ağızlarına sakız yapmaları, dış mihrak aramaları boşuna. 10 milyon ile Cumhuriyet tarihinin en önemli sivil toplum direnişidir.