JustPaste.it

Savaşa karşı bir duruş: Vicdani Ret

Ercan Jan AKTAŞ

27 Ocak 2018 Cumartesi | Forum

“Bundan böyle umudum yalnızca asker kaçaklarında.” 

Andre Gide (*) 

 

Türkiye Cumhuriyeti sahip olduğu şiddet tekeli ile bir işgale daha adım attı. AKP/devlet, sahip olduğu bütün medya, kurum ve kuruluş ile kendi sözünden başka her şeyi büyük bir baskı altına alarak bu adımı attı. Aslında 2015 Haziran’dan bu yana adım adım gelinen bir süreçti. Tayyip Erdoğan ve de onun şahsında somutlaşan ırkçı/militer yapı ve de gruplar kendilerine mutlak bir iktidar sağlamak için tekrardan bir yüzyıl önceki Teşkilat-ı Mahsusa ayarlarına dönerek bütün yol ve yöntemleri kullanarak faşizmi kurumsallaştırmaya başladılar. Bunun son adımı da Efrîn’e dönük başlayan işgaldir. 

Bu işgale karşı her yerde ciddi bir tepkiler var. Biz vicdani retçiler uzun yıllardır Türkiye’nin yürüttüğü bütün bu militer ve savaş politikalarına karşı söz ve eylem üretmeye çalışıyoruz. Bu bağlamda kurduğumuz “ne bir saniye ne de bir kuruş” sözümüz bütün bu politikalara karşı tavrımızı açık ediyor. Savaş politikalarına karşı vicdani ret her zaman etkili bir eylem biçimi olarak görünür olmuştur. Bunu yığınsal bir şekilde I. Dünya ve de Vietnam Savaşlarında görüyoruz. Hümanist, sosyalist, anarşist düşünür ve politikacıları tarafından bir emperyalist paylaşım savaşı olarak adlandırılan I. Dünya Savaşına karşı önemli bir mücadele aracı olmuştur vicdani ret. Öyle ki silah taşımaya ve orduda yer almak istemeyenlere ‘vicdanı retçiler’  ‘Konçiler(conchies)’ denmesi bu dönemde ortaya çıkmıştır. İngiltere’de binlerce genç bu nedenle hapsedilmiş, Almanya’da akıl hastanelerine kapatılırken, Fransa’da 20 yıl, Rusya’da 4-6 yıl hapis cezalarına çarptırılmışlar ya da kurşuna dizilmişlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Efrîn işgaline karşı günlerdir özellikle Avrupa’da sokaklarda eylemler devam ediyor. Almanya ve Fransa başta olmak üzere on binler geceli gündüzlü sokaklardalar. Bu işgale karşı Türkiye’de gelişebilecek her türlü söz ve eylemin önünü kapatmak için AKP/devlet yoğun bir mesai içinde. İstanbul, Ankara ve İzmir’de HDP’nin yapmak istediği eylemler büyük polis barikatları ile engellenmeye çalışıldı, gözaltılar oldu ve bu sabah da Türkiye ve Kuzey Kurdistan’da savaşa karşı olup barış istedikleri için onlarca insanın evine girildi ve gözaltılar devam ediyor. Savaşa ve işgale karşı insanlar her şekilde sokakta olmaya devam edeceklerdir. Ta ki bu işgal son bulana kadar.

Ancak bütün eylemlerde hepimize yetmeyen bir şey var. Günün belirli saatlerinde sokaklarda, eylemlerde olmak, savaşa karşı sözümüzü söylemek ve o şekilde eve dönmek yetmiyor. Bütün bu ırkçı/militer politikalara karşı gelirken bunu bir hayat biçimi haline getirmenin önemli bir adımı vicdani ret olabilir. Bugün için yapılabilecek en etkili ve de önemli söz ve de eylem vicdani rettir. Bu şekilde savaş politikalarına karşı tavrını açık etmiş oluyorsun. Devletlerin ürettiği şiddet ve savaş politikalarına karşı vicdani reddi salt pasifist ve edilgen bir yöntem olarak ele almak vicdani reddi hiç anlamamaktır. 

Bugün için vicdani ret tekçi/ırkçı ve de militer Türkiye Cumhuriyeti devletine ve de onun ordusu TSK’ya ben senin bir parçan olmayacağım demektir. Bundan sonrasındaki duruş, kişinin kendi politik duruşu ve eylemsellik hattına göre değişir. Bizler uzun yıllardır şiddet ve savaş politikalarına karşı insanları vicdani retlerini yapmaya çağırıyoruz. Bunu isterken hiç kimseye bu sisteme/devlete karşı şurada duracaksın, bunu yapacak şunu yapmayacaksın demiyoruz, böyle bir şey söylemeye de hakkımız yok. Bizler “bütün bu ırkçı militer, savaş politikalarına karşı vicdani ret önemli bir eylem ve de duruştur” diyerek kadın, erkek, LGBTİ bütün bireylere sesleniyoruz. 

Yaşadığımız coğrafyada başka türlü militarizmi geriletemeyiz. Türkiye’de iktidarda olmayı varlık gerekçelerine dönüştüren birey, kesim ve de gruplar dışındaki herkes bu politikalar karşısında ciddi bedeller ödüyorlar. Dünyanın başka hiçbir ülkesinde ‘barış’ demek, barış talep etmek suç kapsamına alınmaz, kimsenin aklına böyle bir şey gelmez. Ama bugünün Türkiye’sinde barış demek, barış talep etmek “terör” suçu olarak kabul ediliyor. Bir ülke ve milyonlarca insan savaş politikaları ile âdete teslim alınmak, bütün hayatlarına ipotek konulmak isteniyor. Bunu kabul etmemek bir insanlık görevi olarak önümüzde duruyor. Bunun için bu çağrım(ız) bu ırkçı/militer grup ve de yapılar dışında kalan herkes içindir. Adil, eşit ve de özgür bir hayat ancak barış ile mümkündür. Vicdani ret bu barış yolunda anlamlı bir adım olacaktır. 

 (*) Fransız edebiyatının saygın isimleri arasında yer alan Andre Gide; “Bundan böyle umudum yalnızca asker kaçaklarında” dediğinde yıl 1941’di. Gide, II. Dünya Savaşı’nın başlamasından sonra 1942’de Kuzey Afrika’ya gider, savaşın bitimine kadar da burada yaşamaya devam eder. I. ve II. dünya savaşlarını yaşayan ve savaşlar sürecinde yaşanan büyük vahşetlere tanık olan Gide’nin umudunu ‘asker kaçakları’na bağlamasından bu yana dünyada çok şey değişti.